< center>
   
 
  KİTAP
 

 
 
 |  Ülkü Özel Akagündüz - u.akagunduz@aksiyon.com.tr - Sayı: 713 - 04.08.2008

 


Strateji sanatının asırlık ustaları


Strateji, insanlık tarihi kadar eski... Strateji uzmanları ve yöntemleri, meraklısına...


‘Strateji’ sihirli bir kelime. Sonradan Türkçeye girmesine rağmen yabancı değil bize. Türk Dil Kurumu Sözlüğü, “İzlem. Bir ulusun veya uluslar topluluğunun, barış ve savaşta benimsenen politikalara destek vermek amacıyla politik, ekonomik, psikolojik ve askerî güçleri bir arada kullanma bilimi ve sanatı, sevkulceyş.” diye tanımlıyor stratejiyi. Yani kısa süreli ve karşı hamleye odaklı “taktik”ten daha uzun dönemli, daha derin planlamalar bütününü barındırıyor içinde.

Neredeyse insanlık tarihine kadar da iniyor varlığı. İlkel insanların avlanmalarından Asr-ı Saadet devrinde Efendimizin (sav) savaşlarına kadar her dönemde, her coğrafyada hissettiriyor kendini. Ancakbugünkü anlamda etkisi 19. yüzyıl sömürgeciliği ile birlikte başlıyor. Petrol gibi kıymetli kaynakların zapt edilebilmesi için batının izlediği acımasız stratejilerin bugün dahi sızıları hissediliyor. Machiavelli’nin, Du Picq’in, Churchill’in, 1945’te Nazi Savaş Kavramı ile dünyayı tanıştıran Hitler’in adları o dönemleri hatırlatmıyor mu? Strateji, 21. yüzyılın da olmazsa olmazlarından. Ama daha sanal, daha psikolojik ve daha kitabî…

Stratejinin asırlık ustalarını konu edinen ‘Modern Stratejinin Ustaları’ bu alanı dolduran önemli eserlerden biri olma yolunda. Edward Mead Earle tarafından kaleme alınan kitapta, savaşların tarihsel sürecinde stratejinin gelişimi de ele alınıyor. Modern savaşların yaşandığı 16. yüzyıldaki stratejistlerden başlayan eser, 2. Dünya Savaşı sonrasına kadarki dönemde hemen hemen tüm ustalar hakkında malumat veriyor, stratejilerini irdeliyor. Özellikle son iki yüzyılın içindeki savaş stratejilerini masaya yatırıyor ve yeni dönemde teknolojik gücün stratejilerde daha fazla yer aldığını vurguluyor. Sadece stratejistlere odaklanmayan yazar, uygulanan stratejilerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor. Kitapta ilerledikçe, anlık gelişmeler olarak bilinen çoğu olayın arkasındaki stratejik örgü görülüyor. Bununla birlikte kitabın penceresinden baktığınızda Türkiye’deki son gelişmeler bir başka anlama bürünüyor. Özellikle dünya tarihine ilgi duyanların okuması gereken bir eser…

(Mesut Çevikalp)


MODERN STRATEJİNİN USTALARI
Edward Mead Earle Doruk Yayımcılık
647 sayfa
0212 514 61 58

   |  Ülkü Özel Akagündüz - u.akagunduz@aksiyon.com.tr - Sayı: 715 - 18.08.2008

 


Gök Sultan!


Sultan Abdülhamid Han’ın, dâhilî ve haricî kaynakların ürettiği iftiralara cevabıdır…


Osmanlı hükümdarlarının çoğu, Fatih Sultan Mehmed gibi, hem yaşadığı dönemde hem de sonrasında hayırla yâd edildi. Osmanlı coğrafyasında olduğu kadar dünya devletleri nezdinde de böyle oldu. Kiminin kıymetinin anlaşılması içinse yıllarca beklemek gerekti. Sultan Abdülhamid Han, imparatorluğun sancılı çöküş döneminde adından en çok söz edilen kişi olmasına rağmen, değeri günümüzde daha iyi anlaşılmaya başlandı. Siyasî dehası, cesareti, fevkalade zekâsı bilinmesine rağmen icraatları pek anlaşılamamıştı. Hiç şüphesiz bunda, aleyhinde yürütülen dâhilî-haricî karalama kampanyalarının büyük etkisi vardı. ‘Kızıl Sultan’ yaftası bu faaliyetlerin üretimiydi. Halbuki Abdülhamid Han’ın imparatorluğun dağılmasını yıllarca geciktirdiği bugün ‘su götürmez bir gerçek’ olarak kabul görüyor. Sömürgeci Avrupa devletlerine karşı izlediği denge politikasının, kurduğu istihbarat teşkilatının yanı sıra başlattığı ıslahat çalışmaları Osmanlı’nın parçalanmasını geciktirmişti. Hele ‘hasta adam’ın takatsizliğinden parayla toprak koparmaya çalışan ‘tefecilere’ direnmesi bile onun Anadolu insanının gönlünde taht kurması için yeterliydi. Sadece Anadolu için değil âlem-i İslam için de önemliydi. Onların gönlüne de Avrupa’dan, Asya’ya hatta Uzakdoğu’ya uzanan tebliğ, irşad ve imar çalışmalarıyla girmeyi başarmıştı. Singapur’dan Nijer’e kadar adına okunan hutbeleri, inşa edilen camilerin hikmetini burada aramak gerekir belki de.

Hakkında çıkan yüzlerce kitaba rağmen bilinmeyen yönleri var hâlâ Sultan Abdülhamid’in. Yazar M. Raif Ogan da ‘Sultan Abdülhamid / İftiralara Cevaplar’ adlı kitabında onun açığa çıkmamış yönlerine ve karalama kampanyalarına verdiği cevaplara odaklanmış. Kitapta ayrıca Abdurrahman Şeref, Ahmet Refik, Peyami Safa, İsmail Hami Danişmend, Nihal Atsız’ın da Han hakkında yazıları bulunuyor. Kızı Ayşe Osmanoğlu’nun da hatıralarından istifade edilmiş. Yazarlar ona yöneltilen haksız suçlamaları çürütürken, devrin fotoğrafını sunarak, bu faaliyetlerin gerçek amacını açığa çıkarıyor. Sultan Abdülhamid / İftiralara Cevaplar’da ‘gök sultan’ın çileli hayatını okuyacaksınız.

(Mesut Çevikalp)


SULTAN ABDÜLHAMİD / İFTİRALARA CEVAPLAR
M. Raif Ogan
Kaknüs Yayınları
160 Sayfa
0216 341 08 65

 Vurun "Kahpe" Kıbrıs'a
 
 

Vurun" Kahpe" Kıbrıs'a

Ayşe Kocatürk  (Emete Gözügüzelli)

ÖNSÖZ

Günlerden 12 Nisan 2007. Milliyetçi dernekler ülkede meydana gelen gelişmeleri ele almak ve eylemler yapmak için bir araya gelirler. Toplantı vakti gelmiştir. Birden toplantı odasının kapısı çalar ve içeriye biri girer. Bir anda salonun dört bir tarafını büyük bir sessizlik sarar. Herkes büyük bir şok etkisi içerisindedir. Gelene bakarlar ve gördüklerine inanamazlar... Odadakiler gözlerini ovuşturur ve tekrar ovuşturur... Odadan içeri giren Kıbrıs Türkünün ölmez tek lideri Dr. Fazıl Küçük’tür. Küçük, “Geri geldim. Sizleri toplantınızda yalnız bırakmak istemedim. Lütfen konuşmalarınıza devam edin” der... Üzerlerinden şoku atan milli dernek yetkilileri birden hararetli konuşmalara başlarlar.

 

Genel Başkan sözü alır, yaptıkları birçok işleri dile getirmeye çalışır. Sonra diğer bir milliyetçi dernek yetkilisi sözü alır, kendi faaliyetlerinden bahseder, nihayet konuşmaların sonunda mevcut hükümeti protesto amaçlı bir etkinlik düşünürler ama bunu bir türlü hangi oluşum altında yapacaklarına karar veremezler. Çünkü, salondaki Başkanlar maalesef ortak bir çatı altında toplanıp mücadele verme yoluna nedense gidememektedirler. Her şey sözde destek ve katılım imzaları ile kalmaktadır. Dr. Küçük toplantıyı ve yaşanılanları büyük bir üzüntü içerisinde izler, ama odadakilere hiçbir şey söylemez ve üzüntüsünü belli etmez. Toplantı bitince kendisine önerilerini sorup danışırlar. Küçük ise bu sorulara şimdi cevap veremeyeceğini, eve gidip dinlenmek istediği söyler. Herkes anlayışla onu evine uğurlarlar ve ertesi gün onun yanına gidip görüşlerini alacakları anın heyecanını taşırlar. Onlar için zamanın geçmesi imkânsız gibidir. Neredeyse hiçbiri uyku uyuyamaz haldedir. Ertesi gün, büyük bir kalabalık Dr. Küçük’ün evine gider. Ancak Dr. Küçük evinde değildir. Gelenler için yazılı bir mektup bırakmıştır. Mektup açılır ve okunmaya başlar; “Kıymetli milliyetçi kardeşlerim! Görüyorum ki sizler bugün bu davayı sen-ben kavgasına dönüştürmüşsünüz, bu kavgadan dolayı gençlerimizi yıllarca ihmal etmişsiniz, Kıbrıs Türkünün milli mücadele tarihini gençlerinize öğretemediğiniz kadar tarihinizi başkalarının yazmasına da sadece sözde protestolarınızla cevap vermişsiniz. Kurulan cumhuriyetinizin toprakları sözde eski Rum malı diye geri iade edilmeye başlanmasına dahi sessiz kaldınız. Halkın arasına inip de durumun vahametini anlatmaktan ziyade yerinizden durumu takip etmeyi seçtiniz... Tüm bu olanları büyük bir üzüntü içerisinde takip etmekteydim. Lakin dünkü toplantıda da kavganızın özündeki amacın ne olduğunu gözlemledim. Efendiler, Ben bu davada gerçekten her anlamda kendini nefer edecek olan köylümün, halkımın yanına gidiyorum. Oradan mücadele meşalemizi yakacağız. Sizler konuşmaya ve kendi aranızda eylemleri tertiplemeye devam ediniz...”

 

Rum-Yunan’ın baş destekçisi olan Amerika’nın ve Batı dünyasının Kıbrıs Türkleri üzerinde 1989 yılından itibaren gerçekleştirdikleri operasyonları tüm berraklığı ile anlatmaya çalışan bu kitap, gerçeği ve yalnız gerçeği göstermek gayesindedir. Kitap, geçmişin perde gerisini aralayarak, karşı tarafın bugün halen aynı niyet ve maksatla adadaki Türk varlığından duyduğu rahatsızlığı ifşa etmeye çalışacaktır. Bugüne kadar hep, adada herhangi bir Rum yönetimine boyun eğmeyeceğimizi, Rum nüfusun hâkim olduğu bir yönetimi asla kabul edemeyeceğimizi var gücümüzle geçmişten günümüze haykırdık. Kıbrıs, milli davasının haklılığının dünyaya anlatılamadığı gibi yıllarca Kıbrıs Türklerine uygulanan soykırım gerçeğini bile dillendirmekten çekinildiği bir Türk siyasi duruşunun yarattığı boşluktan olsa gerek ki, bugün Yunanlıların sözde “Pontus Soykırımı” iddiaları ile Türk siyasal tarihi yeni bir sürece girmiş bulunuyor.

 

Üzülerek ifade edeceğim ki, KKTC Devletinin kuruluşunun ardından 24 yıl geçmesine karşın, kendi bağrındaki yeni neslimize dahi, günümüze nasıl, hangi meşgalelerden geçerek gelindiği anlatılamadı. Biraz daha konuyu deşecek olursak, 1974 Mutlu Barış Harekâtı sonrasından itibaren yönetimlerimiz adada “Türklük kimliğimiz, tarihimiz ve manevi bilincimizin muhafaza edilmesi” hususlarına hemen hemen hiç odaklanmayarak; kendini sadece ve sadece dış cepheye odaklaması bugün yaşanılan sıkıntıların kökünde yatan esas etkenlerin daha kolay anlaşılmasına olanak sağlamaktadır.

 

Bırakılan boşluğun dış unsurlar tarafından doldurulmasının planları KKTC Devleti ilan edildikten sonra daha yoğun bir şekilde baş göstermiştir. Elinizdeki kitapta, yabancı unsurların özellikle de ‘Annan Planı’ döneminde külliyen ortaya çıkan çalışmalarının görülen neticelerini de kapsamaktadır. Aynı zamanda, oluşturulan “barış grupları, vakıf, sivil toplum ve partilerin” pozisyonları ve aldıkları fonlar neticesinde attıkları “barış çığlıkları”nın kökleri araştırılmıştır. Bununla birlikte, Annan Planı sonrasında, dış unsurların nasıl rahat bir şekilde Kıbrıs Türkü’nü asimile/ozmosiz etme sürecinin düğmesine bastıkları, tabiri caiz ise saatli bir bombanın kurulma sürecini başlatarak; Kıbrıs Türkünü hem ekonomik, sosyal, eğitim, ticari, hem de sağlık gibi alanlarda Güney’e kaydırdıkları mevzularını ele almıştır. Kitap; psikolojik savaş kıskacındaki Türk milletinin Kıbrıs’a bakış açısını göstermeye çalışarak, durumun ehemmiyetinin göz önüne alınması gerektiğinin önemine vurgu yapmıştır.

 

KKTC; bir vagonun rayına oturtulmasıdır. Zira rayına oturduktan sonra karşı karşıya kaldığı tüm ambargolar karşısında ilerlemeye çalışırken; treninin rayının yönünün değiştirilmesi gayesinde olan başta Rum-Yunan ve dış unsurların Şubat 2008 Rum Başkanlık seçimlerinden sonra bu yönde yeni bir süreci yaratmak istedikleri Amerika ve İngiltere’nin açıklamalarında da vukuu bulmuştur. Kitap, KKTC vagonun, rayından sökülüp kenara atılmaması için direnen bazı aktörlerin mücadelesi sonucunda, oluşan yeni düzendeki fay hattının hassas dengelerini yeniden ihdas etmek gayesinde de olmuştur.

 

Şüphesiz ki, yeni neslimizin fikirlerinde bugünlere nasıl gelindiği konusundaki bir şuur eksikliği olması onların suçu olmayıp, buna sebep olanların mesuliyetinden kaynaklanan bir durumdur. Bu kitap, Kıbrıs davasının 33 yıllık süreçte ne hallere getirildiğini ortaya koymaya çalışırken, geçmiş tarihimizde var olan mücadeleye de değinerek “nereden nereye” geldiğimiz konusunda aydınlatıcı bir yayım olmayı hedeflemiştir.

 

Bu kitabın başlığı görüldüğü zaman, gayri ihtiyari elinizin kitaba uzanacağı varsayımını bir kenara bırakırsak, işin özünde bugün gelinen süreçte Kıbrıs davasına ve Kıbrıs Türklerine bakış açısının tamamen değişmesinin ıstırabı içerisinde Vurun Kahpe Kıbrıs’a ismini seçmenin uygun olacağını düşündüm. Şüphesiz ki, Halide Edip Adıvar’ın “Vurun Kahpeye” romanı da isim konusunda esin kaynağım olmuştur.

 

Kitabın birinci bölümünde; Kıbrıs’ın tarihi süreci ele alınmış ve günümüzde hangi boyuta geldiği açıklanmayla çalışılmıştır.

 

İkinci bölümde; yıllardır Birleşmiş Milletler kucağında “çözüm” arayışları içerisinde olan Kıbrıs Türklerinin, Annan Planı ile hangi sürece sokulmak istendikleri ele alınmıştır. Özellikle de Annan Planı döneminde, Anavatan Türkiye Cumhuriyeti’ndeki Türk kamuoyunda Kıbrıs Türkleri ile ilgili nasıl bir “algılama” baş gösterdiğini de irdelemeye çalışan kitap, medyanın her iki halk üzerinde yarattığı düşünceleri de incelemektedir. Keza, Kıbrıs Türklerinin plana “evet” demesinden sonra Anavatan’daki birçok insanımızın Kıbrıs Türklerine karşı kırılmasının, kinlenmesinin ve adadaki halka farklı gözle bakmaya başlamasının sebepleri de incelenmiştir. Aynı zamanda referandum sonrasında “Kıbrıs Türkleri Türkiyelileri sevmez” inancının Türk kamuoyunda oluşmasının perde arkası elinizdeki bu kitapta zikredilmeye çalışılmıştır.

 

Üçüncü bölümde; Kıbrıs anlaşmazlığında özellikle de Amerikan ve diğer dış unsurların Kıbrıs Türkleri üzerinde gerçekleştirdikleri psikolojik harp operasyonlarını ortaya koyma amacındadır. Bugüne kadar Kıbrıs’la ilgili çok şey yazılıp, söylenmiştir. Ancak sadece tarihi süreç kaleme alınmıştır. İçte kaynatılmak istenen kazan ve dış unsurların pençelerine pek değinilmemiştir. Yıllarca Anavatan ile olan bağlarımızın birçok baskı ve uygulamalar karşısında yıkılmaması şüphesiz ki bazı kesimlerin hoşuna gitmemektedir. Bu nedenle 1989 yılından itibaren Kıbrıs Türkü yoğun psikolojik savaşın eksenine oturtulan bir sürece girmiştir. İşte bu ortamda, yıllarca Kıbrıs davasına hizmet verenlerin nerelerde hata yapmış ve boşluklar bırakmış oldukları da masaya yatırılacaktır. Nitekim bu kitap, Etki Tabanlı Saldırı metodu, Psikolojik Harp, Zihin Kontrolü, Propaganda, demokrasi ihracı gibi kavramları inceleyerek, Kıbrıs Türkleri üzerinde kurulan sivil ağları ortaya koymaya çalışmış, iki toplumlu etkinlikler adı altında oluşturulan barış gruplarının hangi maksatla kullanıldığını da detaylıca ele almıştır.

 

Dördüncü bölümde; İki toplumu etkinliklerin tarihçesi, kapıların açılması ile Kıbrıs’ın Berlin modeli birleşmeye mi yoksa taksime doğru gittiği mi konuları da incelenmiştir. Aynı zamanda, Amerika’dan adaya gelerek iki toplumlu etkinliklerin artırılması için çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Benjamin Broome’un ifşaatları da açıklanmıştır.

 

Beşinci bölümde; Kıbrıs’ta Güney’de artan milliyetçilik ve ırkçılık, Rumların AB üyesi olması ile oluşan süreçteki milliyetçi yaklaşımlar, kilise ve EOKA’nın rolleri de ayrıca incelenerek Kıbrıs’ın ilerideki mukadderatı resmedilmeye çalışılmıştır.

 

Altıncı bölümde ise, kitabın genel olarak değerlendirmesi yapılmış ve özellikle de Avrupa Parlamentosunun ve Haçlı Dünyasının (kiliselerin) Kıbrıs Türkleri ile ilgili çizdiği plan resmedilmek istenmiştir.

 

Netice itibarıyla, elinizdeki bu kitap kahraman Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesinde nerelere sürüklendiklerini gösteren bir çalışma olmuştur. Kitapla birlikte arzulanan hedef, tüm Türk Dünyasına Yavruvatan’dan bir haykırış gerçekleştirmektir. Kıbrıs Türkleri asırlardır nice zorluklar baskılar karşısında kimsenin etkisine girmeyen, onurluca direnen kahraman ve asil bir millettin parçasıdırlar. Anadolu’nun bir uzantısı, Türk camiasının ayrılmaz ve çözülemez bir uzantısıdırlar. Osmanlı idaresi altında kalan bu adada, Türk kültürü ve Türkçülük mefkûresi bugüne kadar sökülüp atılamaz bir konumda iken, şimdi niye “Kıbrıslılık” idealinin yaratılmak istenmesinin köklerini de inceleyen bu araştırmada dış unsurların öz niyetleri gösterilmeye çalışılmıştır.

 

Kitabı büyük bir sabırla okumanızı diliyorum. Ümit ediyorum ki Kıbrıs Türkü’nün üzerine yapışan “kenelerin” esas gayeleri tarafınızca da tespit edilecektir. Şunu da belirtmekte fayda vardır ki, Kıbrıs davası bugün Anavatan’da tek bir partiye mal edilemeyecek kadar önemli bir davadır. Kıbrıs davası tüm Türk ulusunun Batı karşısındaki namus davasıdır. Bunu görmezden gelerek siyasi hariciyemizin veçhesini “Birleşik Kıbrıs” adı altında değiştirme çabasına gidilmesi gerçekte kabul edilecek durum değildir. Lakin, tarihin kendini yeni acılara yenilememesi için kitapta anlatılan hususlar dikkate alınmalıdır. Zira, adadan Türk askeri çıkması için oluşturulmak istenen “birleşik Kıbrıs” sonucunda Türkiye Cumhuriyeti’nin 1919 öncesine götürülmek isteneceği ve “mülk edinme, serbest dolaşım” dayatmaları neticesinde Anadolu’dan toprak kaybetmesinin sağlanmayacağını kimse garanti edemez. Tüm bu hususlar mülahaza edildiği zaman, Anavatan’daki Türk hükümetinin ve KKTC hükümetinin kararlı bir şekilde dünyaya “tanınma” çağrısını başlatması elzemdir. Yoksa geride telafi edilemeyecek karanlık bir süreç hem Kıbrıs Türkünü hem Türk milletini bekliyor olacaktır...

 

Bu kitabın hazırlanmasında, maddi ve manevi her zaman yanımda olan başta Babam Adnan Gözügüzelli,  Annem Güray Gözügüzelli, Ağabeyim Vedat Gözügüzelli ve eşi Afet’e, kardeşim Yusuf Gözügüzelli ve eşi Emel’e yürekten teşekkür etmek isterim.

 

 Kıbrıs davası ile ilgili uzunca bir süreden beri “Ayşe Kocatürk” adı ile yaptığım mücadelede bana destek veren pek çok insanla karşılaştım. Onları tek tek bu satırlara yazmam zor olacaktır. Bu sebeple Kıbrıs milli davasında gerçek anlamda yürek koyarak desteğini ve emeğini esirgemeyen tüm kişilere de teşekkür ederim.

 

Bununla birlikte yazmış olduğum kitabımın basımı konusunda beni defalarca basıldı basılacak şeklinde bekleten çok kişi olmuştur. Lakin, Togan yayınevi sahibi Sayın Hasan Gürbüz ve ekibi, vermiş olduğum mücadelemde, birçok özveride bulunarak kitabımın basılmasına imkan vermiştirler. Bu nedenle, başta Sayın Hasan Gürbüz’e çok teşekkür ederim. Özellikle de kitabımı inceleyen ve önerileri ile bana ışık tutan Sayın Cihan Piyadeoğlu’na ve Sayın Ozan İşleten’e sonsuz teşekkürlerimi sunarım.  

 

Diğer taraftan, Halkla ve Olaylara Tercüman gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni Sayın Ufuk Büyükçelebi’ye Kıbrıs konusunda yazdığım her yazıyı korkusuzca neşrettirdiği için teşekkürü borç bilirim. İnternet dünyasında Türk davası için mücadele veren kıymetli büyüklerim ve arkadaşlarıma da yazılarımı yayımladıkları için ayrıca teşekkür ederim.

 

Özellikle de üniversitede okuyan ve Kıbrıs aşığı olan tüm genç arkadaşlarıma, kitabım ile ilgili benle sancılı günler yaşayan can kardeşim Sayın Serdar Yüksel’e, kitap konusunda öneriler getiren Sayın İkbal Vurucu’ya ve Abdülkadir Koç’a, manevi destek veren başta Sayın Canan-Oktay Aksoy, Prof.Dr. Remzi Çetin, Çağatay Civan, Mustafa Kemal Öztürk, Özhan Ayaş’a müteşekkirim. Benim mücadelemde her zaman yanımda olarak destek veren, Saygıdeğer Mustafa Yıldırım, Reha Taşkesen,  Prof. Dr. Mithat Kerim Arslan, Prof.Dr. Fethi Murat Doğan, Mustafa Nevruz Sınacı, Yüksel Özgür, Bahadır Bumin Özarslan, Abdullah Buksur, Servet Kabaklı, Ahmet Demirci, Arslan Küçükyıldız, Semih-Güner Balbaşoğlu,  Av. Ali Çetin Tarcan, Ahmet Dolapçı, Necla Şener, Emel Ümit Pusat, Ogün  Ozansoy, Mustafa Kemal Mahdum, Şenol Ateş, İrfan Yücel Bıçakçı, Arif Hacımurtazaoğlu, Kürşad Zorlu, Çağatay Han Torun, Mustafa Özer, Baykut Akyılmaz, Başak Baykul, Ayşe Gökşin Say kardeşlerime de teşekkür ederim.

 

Manevi olarak her zaman yanımızda olan davamıza elinden geldiğinde yardımcı olmaya çalışan, yaptığı çalışmalarla üst düzey yetkililerin sevgi ve saygısını kazanan Samandıra Belediyesi Özel Kalem Protokol Müdürü Hasan Çelik’e teşekkür ederim.

 

Kıbrıs davasına sonsuz hassasiyet gösteren tüm maddi manevi varlığıyla kendini Türk milletine adayan saygıdeğer Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü beyefendiye sonsuz saygılarımla..

 

Karadeniz gazetesi, Günboyu gazetesi, Söz Gazetesi, Çorum Gazetesi ve diğer yazılarımın neşredildiği gazetelere, elbirligidernegi.org.tr, Yurt-seven.net, asaha-ber.net, tkhaber.net, efrasyap.com, hakimiyetimilliye.org, ku-vayimilliye.gen.tr, alanyagazete.com, acikistihbarat.com, yaylahaber.com, turkiyehaber.com, temizeller.net, cesurha-ber.com, 21yyte.org,y-tm.org, huryildiz.com, merhabageb-ze.com, odaksevgi.biz, turkcelil.com, yenicag.az, aktuelder-gi.org, sicakgundem.com, odaksevgi.biz, yurtpartiliyiz.biz, turan.tc, avrupagazete.com, haberizmit.com, politikadergi-si.blogspost.com,   turkayyildiz.org, fikiryolu.com, kktcgun-cel.com, turkcini.com, volkangazetesi.net, haber24.net.tr,bi-zimavrupa.com, greekmurderers.net, unibozkurt.com, durali-dogan.com, mehmetcik.gen.tr, vatanbir.org, haberanado-lu.com, toplumsalhaber.org, turkatak.gen.tr, hayrabolu-tarim.com, ahmetdursun374.blogspost.com, akumil.gen.tr, av-rasyagundemi.com, 1000zet.de, tekbayrak.com, turkcuturanci-lar.com, onurluhamle.com, millethaber.com, tarihistan.net ve adını daha yazamadığım diğer site sahipleri olan tüm büyüklerim, kardeşlerime da yazılarımı yayımladıklarından ötürü teşekkürü borç bilirim. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde binbir zorluklarla kurmuş olduğu Yakındoğu Üniversitesi Eğitim kampusüyle Kıbrıs davasının her zaman yanında olan Kurucu Rektörü Sayın Suat Günsel’e de teşekkür ederim.

 

KKTC’den özellikle de manevi anlamda her zaman yanımda olan kardeşim Tolga Atakan, Dr. Fazıl Küçük’ün oğlu, Halkın Sesi Gazetesi sahibi ağabeyim Mehmet Küçük, Hocalarım Kamil Özkaloğlu ve Prof.Dr. Ata Atun, mücahitlerin direkleri olan başta Yılmaz Bora, Vural Türkmen ve diğer dernek başkanlarıma,  Volkan gazetesi Genel Yayın müdürleri Sabahattin İsmail ve Aydın Akkurt’a da teşekkür ederken, ayni zamanda geçmişten günümüze korkusuzca mücadele veren  tüm kahraman  Volkan ile TMT Mücahitleri’ne ve Kıbrıs Barış Gazilerine, ayrıca Eren Hüseyinoğulları’na, Hasan Hasanbulli’ya, Elita Yapı Endüstri ve Malz. Tic. Ltd. Şti.’ne, Ali Öncü ağabeyimize, Ahmet Yabuloğlu’na, kitabın düzenlemesinde büyük emeği geçen Burhan Maden ve Ece Özbaş’a  sonsuz teşekkür ederim.

 

Son olarak, Kıbrıs milli davasında büyük bir duyarlılık gösteren Sayın Devlet Bahçeli,  Zeki Sezer,  Deniz Baykal,  Muhsin Yazıcığolu,  Tuğrul Türkeş,  Muhsin Yazıcıoğlu, Yaşar Okuyan,  Nevzat Ercan, Oktay Vural, Cihan Paçacı, Şenol Bal, Mehmet Ekici, Kamil Erdal Sipahi, Süleyman Yağız, Ali Arslan, Tayyibe Gülekve tüm vekillerimize teşekkür ederim.  

Emete Gözügüzelli

 

 

 
 Oğuz Saruhan
 
 

Oğuz  Saruhan

 

Türkiye’nin Kimlik Arayışına Katkı

 

      Daha çok edebiyat ve kişisel gelişim üzerine çalışmalarına şahit olduğumuz M. Naci Yengin yeni bir alanla  ve yeni kitabıyla karşımızda.Türkiye’de Ulus Devletin Dinamikleri””(Oryantalizm-Batıcılık-İslamcılık-Tarihçilik ve Türkiye) alt başlığı ile sunulmuş kitap.

      Yazarın kısa tanıtımından öğrendiğimize göre yazar akademik kariyerini tarih üzerinde tamamlamış görünüyor. Ayrıca yazar hakkında Ihsan Işık’ın “Türkiye Yazarlar Sözlüğü” ve ikendi internet sitesinden* öğrendiğimize göre Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyeti dış politikalarında uzman. Bu açıdan bakıldığında yazarın tarih araştırmasıyla karşımıza çıkması yadırganmamalı.

      Çalışma beş bölümden incelenmiş. Yazar çalışmasını Türkiye’de ulus devlet kavramı, demokrasi, oryantalizm, yerli aydın, din ve tarihçilik anlayışlarını irdelemeyle ve incelemeye hasretmiş görünüyor. Öyle ki ilk bölümde ele aldığı ‘Ulus Devletin Dinamikleri’ bölümü dahi başlı başına bir kitap oluşturacak cinsten.   Özellikle ‘Oryantaliz ve Yerli Aydın’, ‘Akdeniz’in Batılılaştırılmış Oryantalisti Amin Maalouf’, ‘Bir Ulus Yaratma Modeli Olarak Tarihçilik’, alt başlıklarında incelediği konular konuya yeni bir akış açısı getirmesi ve derli toplu bilgiler vermesi açısından önemli.

      Kitap bir bütün olarak okunduğunda konuların birbiriyle bağlantılı olduğu ve birbirlerini tamamladığı anlaşılıyor.

      Bizce kitabın ana ekseni  ötekileştirilmiş olan bir çok ilmi disiplinin yeniden milli duruşla ele alınmasını sağlamak. Her ne kadar özellikle Osmanlı Batıcılaşmasıyla başlayan merkez-çevre çatışması veya sorunsalı bulunsa ve bu sorunsal halen devam ede gelmekteyse de yazar çalışmasında yeni bir duruş ortaya koymaya çalışıyor. Bu öyle bir duruş ki şimdiye kadar öykündüğümüz ve birer mit olarak dokunulmaz gördüğümüz kavram, değer yargısı ve kişilere cesaretlice kalemini eğip bükmeden ortaya çıkıyor ve tezini savunuyor.

      Bunun yanı sıra taşıma fikirler ve bizden olmayan düşünceleri çekinmeden eleştirebiliyor da. 

      Hiçbir ideolojinin etkisinde kalmayarak ortaya koyduğu çalışmasında dikkat ettiği tek ölçü bizden olması, bize ait bizim tarafımızdan ve bize göre değerleri savunması...

Yazarın kitabın önsözünde de belirttiği gibi kitabın ana ekseni milli duruşu ortaya koymaya çalışması bizce.

“Her ne kadar farklı başlıklar halinde verilmiş olsa da çalışmanın temel amacı aynı konu etrafında birikmiş düşüncelerin dökümünü yapmak ve bunu yaparken olaylara yerli bakış açısı getirmeye çalışmaktır. İlk bakışta farklı düzlemlerde ele alınabilecek konuların aynı çerçevede verilmesi şeklinde ‘muhalif’ bir söylem geliştirmiş gibi görünse de aslında bunun böyle bir amaç gütmediği çalışmanın sonunda anlaşılacaktır.

      Türkiye’de demokrasi, batılaşma, secülerizm, Türkçülük, İslamcılık, tarihçilik... gibi kavramların aynı çerçevede,hem de aynı makaleler etrafında birleştirilmiş olması çalışmanın ana eksinini de ortaya koymaktadır.  Öyle ki oryantalistleşen düşünce ve toplum hayatımızla birlikte merkezi sistemimizin de bunlardan farklı değerlendirilmesi mümkün değildir.

     Benimsenen ve üst değer olarak kabul edilen merkezi düşüncenin bütün değerlerinin topluma dayatılması sonucu toplumun ‘öteki’ olmaktan çıkıp merkeze eğilim göstermesi yeni bir sorunun da habercisi sayılmıştır: Henüz batılılaştırılmamış bireylerin geleneksel-yerel-milli değerleriyle sistem içinde kalıp kalamayacakları sorunu.

Avrupa’nın geçirmiş olduğu evrelerle toplumumuzun geçirmiş ve geçirmekte  olduğu tarihsel,ekonomik,siyasi ve kültürel evrelerin aynı olmadığı aşikardır. Ancak bu gerçeğin farkında olduğundan şüphe etmediğimiz Osmanlı’dan günümüze sistem ve  bu sistemi oluşturan aydın-bürokrat kadronun içinde bulunduğu  Avrupa’nın kültürel-kimliğini taşıcılık görevi son dönemde yerli düşünen aydınlara da sirayet etmiş gibidir. Özellikle iktidarların değişimi ile sistemin çevreye karşı ılımanlaştığı dönemlerde kendisini daha fazla hissettiren bu durum halen yaşanan durumdur da.

      Yapmaya çalıştığımız hiçbir engele takılmadan merkezle çevre arasında yüzyıllardır örüle gelen duvarları aralamak ve merkezin nasıl oluşturulduğunu, hangi değer yargıları tarafından günümüze kadar getirildiğini çevreye göstermek olacaktır. Resmi teze bağlı kalmadan ancak bizim olan değerlerden uzaklaşmadan, bakışını  bu topraklardan beslendiği değerlerden aldığı görülen yazar, kitabın dış kapağında ele alınan ve yazarla görüşmemizden kendisine ait olmadığını öğrendiğimiz “İslamcı” kategorisine sığmayacak kadar yerli ve milli duruşu benimsiyor kitabın genel akışı.

       Kitap editörünün böyle iddialı ve milli duruşu sergileyen kitabı kategorize etmiş olması okuyucunun dikkatini çekmiyor değil!

     Yayınevi kitabın ön kapağındaki Türk Cumhuriyetleri ve Özerk Türk Devlet ve Topluluklarının bayraklarını ön plana çıkararak bir bakıma arka sayfada editörün düştüğü  yanılgıyı düzeltmiş görünmekle takdire şayan bir kapağa imza atmıştır.

Kitabın Künyesi: Yazar. M. Naci YENGİN          

Bir Harf Yayınları ,Mart 2006,230 



Postal Ülkesinde Aşk, Mehmet Naci
 
 
Aşk hep kavuşamamak ya da imkansızlık mı dır? Asker yolu gözleyen, hiçbir yere sığamayan, çocukların bile deva olamadığı bir bekleyişte kıvranan bir kadın... Alelacele kışlaya götürülen, postal ülkesinin yabancılığında kendine yol bulmaya çalışırken hasretle burkulan bir adam... Mehmet Naci güzel ve yalın anlatımıyla bizi bir aşk yolculuğuna çıkarıyor, tezkereye bağlanmış bir hasretin seslenişi 'Postal Ülkesinde Aşk'. "Sizi çoktandır arayamadım. O el sallamanızı, kapı eşiğinde durduğunuz anı, çocukların ellerimden ayrılmayan hallerini ve beni alıp götüren karanlık otobüsün içinde yaşadığım kabusları canlandırmamak için arayamadım. Saçlarından tutup kokladığım çocukların kokusunu içime çekememenin sancısını yeniden yaşamamak için arayamadım. Duygularını kabartmamak için, kalbinin içine girip hüzünlerini ellerime alıp yok edemeyeceğim için, titreyen dudaklarını gözyaşlarıyla ıslatmamak için arayamadım. Aramak isteyip de bir türlü elim telefona varmadıysa da sesini içimde duydum hep. Ve sesin hayata dair derlediğim tek azığım oldu bu ülkede. Azığım bitmesin diye... arayamadım."

 

  Sınav Kazanma Kılavuzu
Sınav Kazanma Kılavuzu, Mehmet Naci Yengin







ÖSS... Başka bir deyişle Öğrenci Seçme Sınavı... Türkiye'de her yıl milyonlarca gencin, hayat memat algısıyla girdiği sınav... ÖSS, öğrencisinin geleceğini şekillendirmenin yanında, onlara streslerin en büyüğünü yaşatan, bazen de onulmaz yaralar açan bir maraton. Eleştirilir yad a eleştirilmez, ÖSS artık bir realite günümüz Türkiye'sinde...
Kendisi de bir eğitimci olan M. Naci Yengin bu eseri, öğrenci görüşlerine de yer vererek kaleme almış... Monologları ile, diyalogları ile günümüz Türk gençliğine rehberlik, danışmanlık yapan yazar, bu sınavda başarısız olmanın dünyanın son olmadığını, planlı çalışan her öğrencinin mutlaka başarıyı göğüsleyeceğini vurguluyor.
Sınav Kazanma Kılavuzu, "Ben üniversiteyi kazanacağım!" diyen her öğrencinin mutlaka okuması gereken bir eser.
http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=97251





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın: