< center>
   
 
  Gençlik
 

 


 

 



   |  Yusuf Çağlar - y.caglar@aksiyon.com.tr - Sayı: 715 - 18.08.2008

 


Hayallerimizin rüzgâr kanatlı oyuncağı


Bu hafta sizleri keyifli bir bisiklet yazısıyla baş başa bırakıyorum. İyi okumalar hepinize!


Bisiklet yolculuğumuz, daha küçük bir çocukken üç tekerlekli demir bisikletlerle başlar. Bir bisikletimiz olmasa bile, hemen bize en yakın bir fotoğraf stüdyosuna gider ve bisikletle fotoğraf çektiririz. Sonra da onu aile albümünün en güzel yanına iliştirir, “Eskiden, çocukken hep böyle bir bisikletim olsun isterdim” diyerek arkadaşlarımıza çocukluğumuzu anlatmaya başlarız.

Bizim bulamadığımız o kocaman üç tekerlekli bisikletleri, bu fotoğraf stüdyoları nasıl buluyorlardı dersiniz. Ülkemizde demir tekerlekli bisikletleri ilk getiren fotoğrafçılar Abdullah Biraderler ve Febus gibi dönemin meşhur fotoğrafçılarıdır. Hatta Febus’un bisikleti de, stüdyosundaki atı da dillere destan olmuştur. Bu stüdyolara konan oyuncakların birçoğunu Paris’ten getiriyorlardı. İşte her şey böylece başladı. 1850 yılından günümüze bisiklet merakımız hiç bitmeden çoğalıp geldi. Üç tekerlekli bu ‘velespit’ adını verdiğimiz makine bugün renk renk, marka marka hazırlanıp emrimize sunuluyor. Vitesli, aerodinamik, bin çeşit sepetli, birbirinden farklı tekerlekleriyle bisikletlere binmek büyük bir keyif ve eğlence hâline geldi. Peki, üç tekerlekli demir bisikletten iki tekerlekli her çeşit bisiklete kadar çoğalan bisikletlerle bir hayat tarzı kurabildik mi?

Bunun pek de mümkün olmadığını üzülerek söyleyebiliriz. Bisiklet, o günden bugüne kadar bizi eğlendiren ve işlerimizi kolaylaştıran bir araç olarak her zaman hayatımızda yer aldı. Onunla yarışmalar düzenleyip uzak yollara geziler yaptık, postacılardan avcılara kadar birçok hizmette yararlandık... Bunların hepsi de bir yere kadar gerçekleşti ve sona erdi.

Bugün büyük şehirlerde, İstanbul’da, Konya’da, İzmir’de, Ankara’da, Adana’da, Mardin’de, Antalya’da, Mersin’de ve daha birçok şehrimizde bisiklet kullanan ve bunu en güzel şekilde yapan insanlar var. Ama, doğru dürüst bisiklet yolları, bisiklet parkları, bisiklet tamiri yapan yerler, bisiklet arkadaşlıkları kurulabilmiş değil. Yani bisiklet konusunda internet sitelerinde yapılan sayfalar, mahalle aralarında birlikte yolculuklar yapanlar ve kulüp oluşturanlar bulmamız bile mümkün ama bunun birer hobi veya birer faaliyet olmaktan öte bir amaçları hiçbir zaman olmamıştır. İşte onun içindir ki, Tanzimat’tan bugüne kadar bisiklet bizim için iyi bir oyuncak ve hayatımızı renklendiren bir araç olmaktan öteye gidememiştir. En kısa yolculukları bile minibüsle yapan ve bisiklet yolculuklarını yaya kaldırımlarında sürdüren bir ülkede bisikletin hayatımızda yer alması pek de mümkün görünmüyor.


BİSİKLETİ ÇOCUKLARA SEVDİREN FOTOĞRAFÇI: PHÉBUS

Febus, Beyoğlu’nda 1800’lerin sonunda var olan bir fotoğraf stüdyosudur. Bu fotoğrafhanenin sahibi Bogos Tarkul, 1890 yılında Paris’ten, alçıdan yapılmış büyük bir binek atı getirtiyor. Bu oyuncak atla da sınırlı kalmıyor. Bisikletler, çemberler, at arabaları ve daha akla gelebilecek birçok oyuncak, fotoğraf çektirmek isteyen çocukların hizmetine sunuluyor. Böylece aileler çocukların fotoğrafını daha bir keyif ve ilgiyle çektirmeye başlıyorlar.

İşte bu fotoğraf da o zaman Febus’un stüdyosunda çekilmiş fotoğraflardan yalnızca bir tanesi.

Ve üç tekerlekli bisikletin ihtişamı ve büyüklüğü ise gerçekten göz kamaştırıyor. Şimdi hangimiz böyle bir bisikletle çekilmiş bir çocukluk fotoğrafımız olsun istemez ki!

ÜLKEMİZE GELEN İLK BİSİKLETLİ ADAM: MÖSYÖ TOMAS

Tomas bir Amerikalı. 31 Ağustos 1885 tarihinde bisikletiyle İstanbul’a geliyor ve zamanın gazetelerinden Tarik, Tomas’ın velespid’iyle İstanbul’a geldiğini bakın okurlarına nasıl duyuruyor: “Mösyö Tomas Stefans isminde bir Amerikalı, velespid ile önce İstanbul’a gelmiş, buradan da İzmit’e geçmiştir. İzmit’ten beş günlük bir yolculuktan sonra Ankara’ya ulaşan Stefans’ı, şehirde Vali Paşa Hazretleri, memurlar ve bini aşkın Ankaralı yollara çıkarak seyretmişlerdir.” Haberin devamında ise, Stefans’ın Ankaralılarla vedalaşarak Yozgat’a doğru hareket ettiği bildiriliyor. Yine dönemin dergi ve gazetelerine bakıldığında bisikletin 1890-1895 yılları arasında özellikle İstanbul’da daha yaygın bir şekilde kullanılmaya başlandığını söyleyebiliriz.

Sonraki zamanlarda ise, bisiklet nostaljik bir oyuncak gibi bir kenara atılacak ve parası olan her şehirli bir otomobil sahibi olmanın yolunu arayacaktır.

Bisiklet kullanıcılarının bitmeyen çilesi:

Özellikle büyük şehirlerde bisiklet kullanıcıları çok sayıda engel ve sıkıntılarla karşı karşıya kalıyorlar. Çünkü, belirli alanlar dışında herhangi bir yerde bisiklet yolu ya da bisiklet parkı bulmak neredeyse mucizedir. Biraz geç de olsa, son yıllarda büyük kentlerimizde bisikletliler için en sağ şeritte ayrı bir yol açılıyor. Yine de bunun tam anlamıyla bir çözüm sağlamadığını ve bisiklet kullanan yayaların kaldırımlardan gitmek için bile yol bulamadıklarını görüyoruz.

Aslında bütün sorun bunlarla da sınırlı kalmıyor: Şehir içi ulaşımında bisiklet kullananlar, bisikletlerini bırakabilecekleri güvenli bir yer bulamıyor. Metro, otobüs, vapur gibi toplu taşıma araçlarıyla uzak mesafelere giden bisiklet kullanıcıları özellikle bu toplu taşıma merkezi istasyonları civarında bisiklet parkı bulamamaktan şikayetçi. Zira bisikletleri rastgele bir direğe bağlamak çare olarak görülmüyor. Çünkü bisiklet gün boyunca, yoldan geçen yayaların, kaldırıma park etmeye kararlı otomobil ve kamyon sürücülerinin şiddetiyle karşı karşıya kalıyor. Hırsızlık olayları ise küçümsenemeyecek sayıda... Büyük kentlerde ne yapıp edip bisiklet kullanıcıları için bisiklet parkları yapmanın yollarını bulmalıyız!



Bisiklet tutkunları için ufak tefek hatırlatma notları:


• Kısa mesafelerde mutlaka bisiklet kullanmalıyız.

• Bisiklet yolları ve bisiklet parkları için okullarda, belediyelerde ve valiliklerde ulaşabildiğimiz yerlere kadar ulaşmalı ve bunun mücadelesini vermeliyiz.

• Mümkün olduğu kadar bisikletimizin tamiratını da kendimiz yapmalıyız. Bunun için yerli-yabancı bisiklet tamir-bakım kitapları işimize yarayacaktır.

• Bisikletlerimizi dilediğimizce ve istediğimiz kadar süsleyebilir ve böylece onların aynı zamanda bir eğlence aracı olduğunu herkese hatırlatabiliriz.

• Fotoğraf albümlerimize koymak için, bir bisikletli fotoğraf çektirmeyi unutmamalıyız.

• Bisiklet yolculuklarında başlayan arkadaşlıkların uzun ve keyifli olması için çalışmalıyız.

• Ne yapıp etmeli bir de apartmanlarda bisikletleri koymak için yeni yerler tasarlanmasına çalışmalıyız.

• Farlarımızın geceleri açık olmasına (plakamızın temiz ve okunaklı bulunmasına ve kullanma ruhsatnamemizin de her zaman yanımızda olmasına) özen göstermeliyiz.




                                                          Fatma MUTLUYA AİT BİR TABLO
 
 
Genç-Aile İlişkileri

 

Yaklaşık on beş-on altı yaşlarında genç ne olduğu, kim olduğu ile ilgilenmeye başlamıştır. Çünkü bir yanda büyümüştür, bedenen artık çocuk görünüşlü değildir, ancak henüz kendini yetişkin gibi de göremez. Bu nedenle yetişkin davranışı ile çocuksu davranışı çoğu kez karıştırır. Diğer yanda ailenin duyguları da çok kez ikizlidir. Hem gencin artık büyümesini ister, hem de ona hala eskisi gibi davranma eğilimi gösterirler. Genç kendi gözünde kendini büyütmüş ve değişmiş görmek ister; daha bağımsız karar verebilmek, kendi seçimini yapabilmek, kendi değer yargılarına sahip olmak gereğini duyarken yeni rolünden emin değildir. Bu nedenle hem anne babanın kendine destek olmasına ihtiyaç duyar, hem kendi içinde bu isteğe karşı koymaya çalışır. Bu dönemde pek çok gencin bu çatışmayı çözmek için bilinçdışı bir mekanizmaya başvurdukları çok sık görülür. Bu, adolesant’ın kendisi için önemli olan kişilere hiç de gereksinim duymadığınını kendi kendine kanıtlamak için başvurduğu bilinçdışı bir savunma mekanizmasıdır.

O zamana kadar yeterli gördüğü anne babasının veya diğer önemli kişilerin bu yeterli yönlerini yadsımaya başlar. “Zaten baba ne işe yarar ki”, “anne zaten o kadar yetersizdir ki”, “öğretmenler zaten ne biliyorlar ki”, hatta bu duyguyu genelleştirir, “bütün yetişkinler zaten aptaldır, hiçbir şey anlamazlar, okul öyle yönetilmemeli, devlet işleri öyle yürütülmemeli”... vs. Böylece kendisi için önemli otoritenin değerini bilinçdışında düşürmüştür. Bunu rasyonalizasyon (akla uygun görme) mekanizması izler; bu kadar yetersiz olarak kişilere dayanması, onları destek istemesi gereksizdir. Böylece aileye veya diğer otorite figürlerine daha fazla gereksinimn duymasından ileri gelen içsel çatışmayı geçici olarak çözmüş, onların desteğine gerek duymaz halde görmeye başlamıştır kendisini. Gençlik isyanlarında, başkaldırmalarında bu bilinçdışı mekanizmasının büyük önemi olduğu düşünülmektedir. Bu isyan sadece evdeki büyüklere karşı olabilir; söylenen her şeyin tamamen aksini yapmak, onalrı hep eleştirmek, anne-baba değer yargılarına tamamen karşı çıkmak gibi. Veya bu karşı çıkma toplumdaki tüm otoritelere karşı olabilir.

Kısaca genç, ana baba ve diğer yetişkinlere karşı çelişik duygularla yüklüdür, bütünüyle büyüklerle anlaşabilme konusunda çok çeşitli çatışmalar yaşar. Bu çatışmalar sırasında, çocukluktan itibaren kendisine sevgi vermiş olan anne babadan uzaklaşmaya başlar. Aynı zamanda ane baba sevgisinin kaybı nedeniyle büyük bir yalnızlık ve hüzün duyar. Bu genellikle bir bocalama ve karamsarlık şeklinde kendini gösterir. Genç, büyük eksiklik, boşluk, nedeni bilinmeyen bir keder hisseder. Bu duygu gençlik depresyonlarında ve intiharlarında çok belirgindir.

Bu durumda alie dışında yeni sevgi kaynakları aramaya başlar; yaşıt grubu ve arkadaşlık kendisi için olağanüstü önem kazanır. Genç yaşıtları ile bir arada bulunma gereksinimini şiddetle duyar. Çünkü anne baba egemenliğine, onların değer yargılarına ve kendi yaşamına karışmalarına az veya çok karşı çıkabilmiş olangienç, artık toplumda birilerine ait olduğu özlemini duymaktadır. Üstelik arkadaş grubu içinde fikirler, duygular paylaşılır, gençler birbirleri ile özdeşleşir, kendilerini deneme fırsatı bulurlar. Ancak bu beraberlikler de değişik sorunlara yol açabilir, kendi cinsiyle yakınlaşmalar ve duygusal paylaşımlar, homoseksüel korkuları gündeme getirir. Karşı cinsle yakınlaşmalarına çevre veya gencin kendi üstbenliği baskı koyar veya cezalandırıcı eleştirici bir rol yüklenir; kısaca gençlik dönemindeki gencin çoğu kez cinsel çatışmaları vardır. Gerçi o güne kadar cinsel yasak ve engellemeleri öğrenmiştir, ama kendisindeki cinsel uyarılmalarla bu yasakları bağdaştırmakta güçlük çekebilir. Bazen bunları hiç bağdaştıramaz. Kendi içinde çatışır, bazen yasak ve engellemeler karşısında kendi iç baskısına yüklenir, kendi cinseliğini kendi gözünde yadsıyarak bu dürtüyü yüceltici yollara başvurur. İlgisini tamamen başka konulara verir, spor, aşırı ders çalışma, aşırı entellektüel uğraşlar, sanat gibi, bazen cinsel dürtülerin tarafını tutar, o zaman da aşırı cinsel davranışlara gider.

Bir yanda cinsellik ve özellikle yaşıtlarıyla ilişkilerden kaynaklanan bocalamalar, diğer yanda aile ile bağlarının zayıflamasıyla kendini gösteren duygusal çelişkiler bu dönemin belirgin sorunlarıdır.

Prof. Dr. Aysel Ekşi
İ. Ü. Çocuk Sağlığı Enstitüsü, Adolesan Bilim Dalı Öğretim Üyesi






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın: