< center>
   
 
  AKÖREN KÖYÜ
 
AKÖREN KÖYÜ -SLİHLİ -MANİSA


 

hayatının erkeğini bulmanın en kolay yolu   |  En büyük türk web tarayıcısı oyunu!
   
  AKVİRAN( AKÖREN) KÖYÜ SİTESİ
   
  AKÖREN KÖYÜ
 

 AKVİRAN KÖYÜ   SİTESİ 
   www.tarihistan.org
     
   KURULUŞUDUR

 

 

Açılış Sayfam Yap   Sık Kullanılanlara Ekle   

   Anasayfa          Künye          Yazar Girişi         Sitene Ekle         Arşiv
 


                                 Akören (Akviran) Köyü Camii   

 
Köy Çeşmesi ve Kitabesi






Abdullah Dayı İle İki Saat

İki saate yakın babamla birlikte yaptığımız sohbette bazen duygulu ve bazen de coşkusundan bir şey kaybetmemiş bir delikanlı bulduk karşimızda. 

 

Babama biraz da razı ederek Abdullah Dayı’nın yanına götürmeyi kabul ettirdiğime seviniyorum. Babama göre köyde yaşayan diğer yaşlılardan farklı birisi değil sonuçta. Ancak ben öyle düşünmüyorum. Çocuklugumdan itibaren çok fazla göremediğim ve her kesin hakkında bir şeyler ürettiği, anlattığı kişi hakkında daha yakından ve bizzat kendisinden bir şeyler ögrenme yoluna gitmeliydim. Bu düşüncemi uygulamaya ancak kırk yaşindan sonra başlamış olmam ayrı bir mesele ama iyi ki öyle yapıyor ve onu anlatılanlardan değil bizzat kendi ağzından tanımaya çalisiyorum.

Bir asrın arkasından bakarak “daha dün gibiydi” ifadesin kullanması beynin mucizevî sanatını ortaya koyuyor. Çocukluk günlerinden gençliğine, evliliğinden çalisma hayatına ve hanımının ölümünden yalnızlaşan bir hayatın içinde torunlarıyla birlikte hayata yeniden tutunmaya… Asrın özetiydi onun için.

“Hayat bir oyun ve göz açıp kapanıncaya kadar geçen süreymiş meğerse!”

Yüz yılın sonunda bunu söylemek müthiş bir etki bırakıyor ende. Sohbetimiz daha başlamadan bitiyor adeta.

Soracak sorularımı unutuyor ve dalıyorum sorularımın böğrüne basa basa. Soru değil daha çok hasbıhal bizimkisi. Ne de olsa akraba sayılırız uzaktan da olsa. Ona göre köyde herkes akraba. Kim kimin nesi oluyor. Kim kimlerden kız alıp vermiş her kesin her şeyin tanığı.

Rahmetli Feyzullah dedemin çok samimi arkadaşı. Zaten biraz da oradan yakınlık duyuyor bize.

“Ben Feyzullah’ın torunuyum” dediğimde,

“Hee. Sen okuyan değil misin?”

“Evet, ben oyum.”

“Tamam, şimdi çıkardım.”

Evet, çıkarıyor ve beni orada dondurmuş. Okumaya giden Feyzullah’ın torunu. Menyeli Mehmet’in oğlu olarak duruyorum bir asırlık hafızasında. Buna seviniyorum. En azından hafızasında bir sorun yok. Ancak biraz konuşma zorluğu çekiyor. Dişlerinin de olmaması bunda epey pay sahibi.

Ben deha çok gençlik yıllarına gitmek istiyorum. O da bunun farkında olmalı ki lafı döndürüp dolaştırıp oraya getiriyor. Ben başka konulardan bahsetsem de o buna aldırış etmeden bildiği yoldan yürümeye devam ediyor.

Onun gençlik yılları bir imparatorluğun yok olmaya yüz tuttuğu, yok olduğu yıllar. Bu milletin küllerinden yeniden doğduğu yıllar.

O gençlik yılları ki Yunan ordusunun Ege işgalinde Akören Köyünün karşisında karargâh kurarak konakladığı yıllar.

O gençlik yılları ki çeteciligin kol gezdiği, bir yandan Yunan zulmü diğer yandan eşkıyaların köyleri talana çiktigi ne ne yoksa alıp götürdüğü yıllar.

Abdullah Dayı kökenlerinin Konya’ya dayandığını söylüyor. Kendisi inşaat ustasıymış zamanında. Geçimini çiftçilik yaparak sağlıyor aile. Hatta babam bizim evin önündeki damın O ve Ali Dayı tarafından yapıldığını söylüyor.

Konya’dan köye gelenin ilk olarak büyük büyük dedesi Mehmet olduğunu, onun oğlu Mustafa, Mustafa’nın oğlu Abdullah ve Abdullah’ın oğlu kendisi olduğunu ifade ediyor. Böylece yaklaşik 350 yıllık bir mazileri olduğu ortaya çikiyor bu köyde.

Hatta Osmanlı Devletine dair önemli bir ayrıntıyı da ifade ederek beni utandırıyor laf arasında.

“Büyük dedem Mehmet Konya’dan geldiğinde köylü onu cahil birisi sanmış. Ancak dedem İstanbul’a giderek şeyhülislam’dan köyde Cuma namazı kılınabilir ve kıldırabilir diyerek icazet almış. Ondan sonra çevre köyler Akören (Akviran-Ağviran) Köyüne Cuma namazı kılmaya gelirlermiş.”

Böylece Osmanlının önemli uygulamalarından birisinin de cuma namazı kıldıracak imamları rast gele seçmediği ve cuma imamlarının halkı aydınlatacak önemli kişiler olduğunu anlıyoruz. Ayrıca Akören Köyünün Osmanlı’da cuma kılınabilecek merkez bir köy olduğu bilgisine ulaşmış bulunuyoruz. “İğdecik, Kızılavlu, Dombaylı… Bazı köylerde Cuma namazı kılınmaz bizim köyde kılınırdı.”

Hatıralar yumağı içerisinde kalan bir heyecanla beynini zorladığı kesin cümleleri bölük pörçük ifade ederken Abdullah Dayı’nın.

1912 Miladi doğumlu olduğunu hatıraları da ele veriyor. Şerif Hocaların Mustafa Abdullah Dayı iki yaşindayken Cihan Harbine çagrilmis. Savaş bedeli veremediği için savaşa gitmek zorunda kaldığını söylüyor. Sevkıyat Kuladan gerçekleşmiş. Konya’dan köye, ailesine ilk ve tek mektubu gelmiş asker Mustafa’nın. Para istiyormuş. Para denkleştirilip gönderilmiş Mustafa’ya ancak para kendisine ulaşmadan Kafkas cephesine Ruslarla savaşmaya gitmiş. Mustafa Kafkas Cephesinde Allahüekber Dağlarında diğer binlerce şehit gibi şahadet şerbetini içmiş. “Bıymış” Abdullah Dayı’ya göre. Şu anda orada şehit düşenler arasında isminin yazması boşuna değildir hani. Tıpkı köyden çikan doksan beş yiğidin ancak üçünün geri dönebildiği I. Cihan Savaşina çok şehit vermiş bu köy.

I. Cihan Harbinden sonra seferberlik başlamış. Bu sefer vatanı işgal eden Yunan’a karşi verilmiş çetin mücadele.

Yunan işgalinin 15 Mayıs’ta İzmir ile başlayan kuşatma hareketi haziran sonunda Salihli ve köylerini de sarmıştı. Kara Kazım Paşa denilen )Kazım Özalp Olabilir.N.Y) komutan köylere gizliden gizliye hazırlanmaları için bildiriler dağıttırmış.

“Köylerinizden çıkarabildiğiniz kadar çete çikarip Yunan’ı def edelim.”diyerek köylere kömür dağıtma bahanesiyle Milli Mücadelenin gizliden gizliye hazırlıkları yapılmaya çalisilmis.

Köyden çetecilik denilen Kuva-i Milliye’ye katılan dört kişi olmuş. Abdullah Dayı bunların ikisini hatırlayabiliyor: Şerif Dayı ve Gök Mehmet

Gök Mehmet denilen şahıs Abdullah Dayı’nın büyük abisi oluyor. Kula’da Koyuncuoğlu Çetesine katılmış. Bu arada köye Yunandan başka baskın yapan bazı çevre köy ve çetelere karşı mücadele edilmiş. Hatta Köye baskın yapan yedi çeteci Alaşehir’de öldürülmüs Üstelik bunların başi da Çakır Emine denilen bir kadınmış. Onun da derisini yüzerek cezalandırmışlar!

 

 

 

    Hayatın bitmeyen özetinde yolumuza çıkan duraklardan biriside köy çeşmeleridir.

Köy çeşmesinden de durak olur mu demeyin. Pek ala olur. Öyle bir durak ki yıllarca köye kol kanat germiş. Börtü böcek insanoğlu ve tüm canlılara can suyu dağıtmış. Böyle bir çeşmenin köy yaşantısındaki önemi anlamak için sırtındaki testilerle çocuklu anaların yanında olmak gerekir. Bir yudum su için bazen eşek bazen de yayan yapıldak köy çeşmesinin yolunu tutarlar. Sabah ya da akşam saatinin olup olmaması önemli değildir. Gidilip evin su ihtiyacı karşılanacaktır. Bu görev nedense kadınlara ya da kızlara verilmiş gibidir yıllarca.  Bir töre gibi algılanır ve çoğu zaman ikindi sonrası akşam serinliğinde mahalle kızları süslenir ve çelim başlarını örtüp omuzlarında kırmızı testiler suya giderlerdi. İçme suyu için ise köyün etrafını saran değişik kuyulardan sular taşınırdı.

Kızların beklide gönüllü olarak üzerine aldığı içme suyu için Kireçliye gitmelerinin altında yatan gerçek birazda kendilerini görecek köy delikanlılarıyla bir kez olsun göz göze gelebilmektir. Bir de Kireçlinin başına toplanan kızlar, yeni gelinler, sözlüler köyde olup bitenler hakkında dedikodu ederlerdi. Akşam olup testiler kızların omuzlarından alınmak için avlu kapıda karşılanırken kız anası kızını süzer ve acaba kızında bir değişiklik var mı diye anlamaya çalışırdı. Kız da utangaçlığın ve sır saklayamamanın ezikliği içerisinde Kireçlinin başında olup bitenleri en ince ayrıntısına kadar anasına anlatırdı. Küçükler bu durumdan nasiplenmek için ablalarının yanına sokulur ve bazen de abla eline geçirdiği tülbendiyle onları kovalardı.

Akşam olduğunda bütün köy aynı haberleri öğrenmiş ve kimin kızına dünürcü gelmiş, kimin çocuğu olacak, kimin ne derdi var her şeyi öğrenirdi.

Hayatın bitmeyen özetiydi köy çeşmeleri, tulumba başları ve kuyular. Köyün kenetlenmesinde, kavgalarında, üzüntülerinde, sevinçlerinde... Önemli bir durak, hayat kaynağı…  

   Kireçli su

            Sancı yüklü gecenin ardı sıra karşı yamaçların susuz sessizliği garip bir hüznü beraberinde getiriyor.

            Dünyamı köy çeşmesinin kuru görüntüsünden alıp Keklikliburun’a o en mavinin haşmetli üzüm tarlalarına götüremiyorum. Bu öyle bir durum ki sancılı çeşmenin kuru ve kimsesiz kireçli suyuna karışan yosunlara arkadaş yalnızlığına tek şahit kurbağalar.

Yosunlu yeşil suyun içinden başlarını çıkartıp gözlerini börtleterek “vırak,vırak” naraları atmaları ve naraların bestekarlara ilham olacak ahenk içerisinde biteviye sürdürmeleri yalnızlığa inat maziyi diriltmeye; hayatın yosunlu dallarına tutunmaya çalışmakla eşdeğer.

Satırlara düşen gölgelerin izdüşümlerini takip ederek yürümek ve bu güzergâhta yol arkadaşlarımın, azığımın olup olmadığına aldırmadan adımlarımı her dem ileriye atmak… Hayatın bitmeyen yolculuğumun özeti gibi… 


           

Batı Anadolu’ya Türk Yerleşimi Örneği:

Akviran Köyü

                              NACİ YENGİN
                                           
www.tarihistan.org
                                                          
tarihistan.org@hotmail.com


Tarihin en zor alanlarından birisi kuşkusuz saha araştırmasıdır. Ele alınan saha ile ilgili bilgilerin net olmaması, olsa bile kesin olarak ortaya konulmamış olması, tarihçilerin ele alınan saha ile ilgili henüz yeterince araştırma yapmamış olması araştırmayı zorlaştıran etkenlerden bazılarıdır.

Manisa ili Salihli ilçesi Adala (Karataş) nahiyesine bağlı Akören(Akviran)Köyünü araştırmak bir araştırmacının her türlü engelleri göz önünde bulundurarak yola çıkmasını gerektirmektedir.

Batı Anadolu genelinde ele alınan çalışmalar bulunmakla birlikte* ele aldığımız Akören/Akviran/Ağviran/Avren/Havran/ Köyü ile ilgili ilk ayrıntılı çalışma İbrahim Çiçek ve Şaban Çetin’in birlikte hazırladıkları  “Tarih İçinde Adala ve Köyleri(Dünü- Bugünü)** çalışmadır. Bu nedenle araştırmacının işi bir hayli zor ve sorumluğu fazladır.

Tarihçilerin ortak kanısı Batı Anadolu’ya Türklerin yerleşmesi Osmanlı Devletinin kuruluşundan önceye dayandığı yolundadır. Öyle ki, Türklerin Batı Anadolu’ya yerleşmesi meselesi Bizans ordusunda paralı askerlik yapan Peçenek Türklerine kadar dayandırılabilmektedir.1

Türk boy ve aşiretlerinin Batı Anadolu’ya gelişlerine zemiz hazırlayan bazı etkenlerden söz etmek mümkün müdür?

Türklerin Akören, Menye, Mendora (Kemaliye) Adala, Derbent gibi yerleşim merkezlerine gelip yerleşmelerinden önce bu yerleşim merkezlerinin eski yerleşim merkezleri olduğu halen bu köy ve kasabalarda bulunan tarihi eserlerden anlaşılabilmektedir.

“Adala, Kemer, Poyraz ve Akviran köyleri yerleşim alanlarından tarihsel olarak Hellenistik dönemden, Roma, Bizans ile Bergama krallıkları zamanına ait bir takım kalıntılar bulunduğu köylülerce ifade edilmektedir.” ** bu kalıntıların şahidi olarak bunlar arasında Akviran köyü topraklarında üç adet höyüğü bizzat görmüş hatta içine girmiş ve bu mezarların tek parça olduklarını, mermerden yapılmış olduğunu söyleyebilirim.

Türklerin Orta Asya bozkırlarından Anadolu’nun batısına, Bizans içlerine kadar gelip yerleşmelerine öncülük eden bazı Alperenlerin (Kolonizatör Türk Dervişleri) olduğu bilinmektedir. Söz konusu dervişlerin Hoca Ahmet Yesevi felsefesini benimsemiş bazı tarikatlara mensup kimseler olduğu ve Anadolu’ya Hoca Ahmet Yesevi tarafından gönderildikleri rivayetleri güçlüdür. Yesevilik, Kalenderilik, Kübrevilik gibi İslami anlayışlarla yerleşim yeri olarak seçilen Batı Anadolu’da yerleşim yerlerinin özellikle XVI. Yüzyıla kadar şehir merkezlerinden uzak göze batmayan yerler olarak belirlenmesi ilginç bir ayrıntıdır. “Dervişlerin şehirlerdeki tekkelerde ayin ve ibadetle meşgul olan ve sadaka ile geçinen mümessillerin aksine olarak, mütemadiyen kırlara, boş topraklar üzerine yerleşen ve henüz bir devlet memur ve aylıkçısı şekline girmemiş olan bu dervişlerin hayatı ve onları oralara iten kuvvetin manası anlaşılmaya layıktır.”2 Bu çerçevede düşünecek olursak halen birçok köy isminin anlamını kavramak işimiz kolaylaştıracağı gibi yolumuzu da aydınlatacaktır. “ Birçok köylere ismini veren, elinin emeği ve alnının teri ile dağ başlarında yer açıp yerleşen, bağ bahçe yetiştiren dervişler ve daima garba doğru Türk akını ile beraber ilerleyen benzerlerini doğuran zaveyler ve bu zaviyelerin harbe giden, siyasi nüfuzlarını padişahların hizmetinde kullanan, zaviyelerinde padişahları kabul eden ve onlara nasihat veren şeyhler…”3

Bizans içlerine kadar gelip yerleşen Türk dervişleri Orta Asya Türk kültünü beraberlerinde Anadolu’ya getirerek adeta Hoca Ahmet Yesevi’nin vasiyet ve görevini yerine getirmiş gibidirler. Beraberlerinde örf, adet dini adap ve erkânlarını yerleştikleri bölgelere taşıyan derviş ve dervişlerle birlikte Anadolu’ya gelen Türkler kendilerini XVII. Yüzyıldan sonra Anadolu’ya gelenlerden-Türkmen-Yörükler ayırmak amacıyla “Türk” olarak isimlendirdiler.

Türk diye nitelendirilen köylerin bölgeye Selçuklular ve Beylikler döneminde yerleşmiş köyler ve bu köyler halkına verilen isim olduğunu (Salihli İlçesine bağlı AKVİRAN ve DERBENT Köyleri gibi), Türkmenlerin ise XVII. Yüzyıldan itibaren Orta ve Batı Anadolu ile Marmara Bölgesine göç etmiş son asırlarda oralara yerleşmiş” Boz-Ulus”, “Halep Türkmenleri” ve “Yeni İle mensup oymaklar” olduğunu belirtmek isteriz.4

            Batı Anadolu’da Saruhan Bölgesinde Osmanlılardan önce birçok tekke ve zaviyelerin kurulduğu ve bu tekke ve zaviyelerin Türk aşiret ve boyları üzerinde nüfuz sahibi olduğu görülmektedir. Bu durum İslam öncesi Türk boyları arasında yaygın olan şaman ve kamların nüfuzu arasında benzerlik kurma ihtimalini arttırmaktadır. “Anadolu’da tesadüf edilen zaviyelerinin çoğunun Osmanlıdan evvelki beyliklerin himaye ve nişanları ile kurulmuş Ahi Zaviyeleri olması lazım gelir. Bu Ahiler ve şeyhler, daha sonra Osman oğulları zamanında olduğu gibi, bu devirlerde mevcut hak ve imtiyazlarını  “ayende ve revendeye” hizmet etmek mukabilinde almışlardır. Hatta bazıları “Bu yerlerin kâfiri kavup gelüp” oralarda yerleşmişlerdir. (…) Saruhan’da Ahi Aslan, Ahi Furkan, Ahi Şaban, Ahi Çarpık, Ahi Yahşi ve oğulları, Kandırmış Şeyh, Adil Şeyh Duruca Baba, Nusrat Şeyh, Saru İsa, Saru Şeyh, Kutlu Bey, Kızıl Emeli zaviyeleri.” olduğu ve İbn-i Batuta’ya göre Ahilerin “ Bilad-ı Rum’da sakin Türkmen akvamının her vilayet ve karyesinde (köy) mevcut.”5 Olduğu sonucuna ulaşmaktayız.

            Akören, Derbent, Adala, Menye gibi köylerin eski yerleşim merkezleri olduğu ve kendilerine “Türk” dendiğini bilgisinden yola çıkarak bu köylerin zaviye etrafında ihtimal Bizans ve XIII. Yüzyılda Anadolu’ya gelen Moğol istilasından korunmak için doğal korunaklı bölgelerin tercih edildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

            Akören Köyünün ilk yerleşim yerinin Adala- Akören Köyü yakınlarında şu anda Kıraç Dere olarak bilinen bölgede olması tezimiz güçlendirmektedir. Söz konusu köyün ilk yerleşim merkezi dikkat edildiğinde Helenistik döneme ait birçok kalıntı etrafında korunaklı tepelerin ortasında Irmak kenarında hayvancılığa ve tarıma uygun verimli bir arazi olduğu görülmektedir. Bu yerleşim merkezinin Kadılar Köyü olduğu6  bu köyde yaşayan Arnut ve Tuder sülaleleri arasında geçen kavga sonucu7 köyün ikiye ayrıldığı bilinmektedir. Buradan hareketle Anadolu’ya gelen Türklerin hepsinin konar göçer Türkmen yürüğü olmadığı, bazı Türk boylarının yerleşik hayatı benimsemiş olduğu ve yerleştikleri Akviran, Derbent, Adala, Menye gibi bölgelerde de aynı yerleşik düzeni devam ettirdiği anlaşılmaktadır. Zira 1568’e ait Osmanlı Sicillerine göre Kütahya Kazasına tabi Akviran Köyünde Kervansarayın bulunması8 da köyün önemli bir ticaret yolu güzergâhında olduğunu göstermektedir.

            Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru hareket eden Türklerin Anadolu’ya geliş tarihleri ile ilgili çeşitli tarihler verilmektedir.

            Resmi kaynaklar Türklerin Anadolu’ya geliş sürecini Çağrı Bey’in Anadolu seferleriyle başlatırlar. Hatta genel kanaat odur ki Türklerin Anadolu’ya yerleşmesi hadisesini Malazgirt Savaşı ile sınırlandırmış gibidir. Hâlbuki Türklerin Anadolu’ya gelişi ile ilgili bilgiler M.Ö 5000 yılına kadar gidebilmektedir.9 Prototürk olarak ifade edilen Anadolu’ya gelen ilk Türklerin Anadolu’nun değişik bölgelerinde zaten yaşıyor olduğu üzerinde durulmaktadır.

            Ancak her ne şekilde ifade edilirse edilsin Akviran Köyünün Anadolu’nun birçok yerine dağılan Uz-An Aşiretine bağlı olduğu anlaşılmaktadır.10 Uz-An Aşiretinin Oğuz Boylarından birisi olduğu aşiretin adından anlaşılmaktadır. Zira Uz-An adının Uz-Oğuz anlamında kullanılan bir ifade olduğu açıktır.

            “Evran/Uran/Uzan11 isimlerinin aynı anlama gelmesi de tesadüf sayılmamalıdır. Akviran Köyünün halen Evran ismi ile anılması ve çevre köyler arasında böyle isimlendirilmesi de köyün Uz-Oğuz Türklerinden geldiğini kesinleştirmiştir.

            Araştırmalarımız aşamasında bizce önemli gördüğümüz bir ayrıntı da Akviran Köyü ile ilgili bilgileri daha açık bir şekilde ortaya koymaya yetecek cinstendir.

Bunlardan birincisi Anadolu’ya gelen Türklerin bir şekilde Hoca Ahmet Yesevi Dergâhı ve anlayışını benimsemiş ve bir şekilde “Türklerin Türk’ü” olarak kabul edilen Hoca Ahmet Yesevi’nin Anadolu’ya yönlendirdiği dervişler olduğu yolundadır. “Yesevi Dervişlerinin Anadolu’nun Türkleşmesinde taşıdığı görevinin ne kadar önemli olduğu ve binleri bulan sayılarla aileler halinde Anadolu’ya gönderildikleri bilinmektedir.12 “Böylece bozkır “alp” leri Horasan’ın ruhani atmosferinde, “baba”, “abdal” gibi deyimlerle anılan Türk şeyhlerinin rehberliğinde, “alp-erenler” olarak, savaş ülkesi Anadolu’da da “gazi”ler sıfatı ile vatani vazifelerini yapmışlardır.”13

            Akviran Köyü ile ilgili ikinci önemli bilgi ise “viran”, “ören” olarak isim almış köy isimleridir. “…Türklerin nerelere yerleştiği akla gelebilir. Yine Türklerin genellikle mamur bir köye olamasa bile, viran bir köye yerleşmiş olabilecekleri düşünülebilir. Nitekim köy isimleri arasında” viran” veya Türkçeleşmiş şekliyle “ören” ile yapılmış köy adları bunu açık olarak gösteriyor. Bir kısım viran eski iskân yerlerinin Türkler tarafından iskân edildiği bilinmektedir.”14 Anadolu’daki köyler, eskiden var olanlar, terk edilenler ve yeni kurulanlar olarak üçe ayrılır. “Yıkık köy” veya “ören” veya “ viran” lar, terkedilmiş köylerdir.15

            “1520(H.927)-1530(H 937) tarihli Başbakanlık Arşivi dairesi tahrir defterlerinin incelenmesi sonucu ortaya çıkan bilgilerle şu anda Akviran Köyü sakinlerinin ortaya koyduğu bilgiler birbiriyle örtüşmektedir.

            Akviran Köyünün önceleri Adala ile Akviran Köyü arasında kalan Dombaylı Köyü yakınlarında bulunan ve halen Kıraç Dere’de kurulmuş olan Hacılar Köyü olduğu anlaşılmaktadır. “Kadılar Adala Kazasına bağlı bir köydür. Akviran Köyüne bağlı harabeler bulunan mevki.”16

            Araştırmalar ve yerel kaynakların verdiği bilgiler doğrultusunda Arnut ve Tuder cemaatlerinin 1520–1530 yıllarında hala aynı köyde oturdukları ve bu köyün Kadılar Köyü olduğu yolundadır. Ancak 1567 tarihinde Şer’iye Sicillerine yansıyan Arnut ve Tuder Cemaatleri arasında geçen bir kavgadan hareketle Aşiretlerin ayrıldığı ve bir bölümünün şu anki Akviran (Havran-Avren-Akviran-Ağviran-Akören) Köyüne gelip yerleştiği yolundadır.

Kadılar Köyünün ise zamanla terk edildiği ve köyün isminin en son 1661 yılına ait Liva Defteri Kaza ve Nahiyelere Bağlı Köy Listesinde yer aldığı ancak şu anda mevcut olmadığı yolundadır.17

Akviran Köyünde şu anda yaşayan sülaleler arasında Kadılar olarak bilinen köyün ismini devam ettiren ailelerin bulunması Kadılar Köyü sakinleri arasında kavga sırasında aynı fikri taşımayan bazı köylülerin Akviran köyünü kuranlarla birlikte geldiğini görmekteyiz. (Kadı Osmanlar Sülalesi halen Akviran Köyünde yaşayan bir sülaledir.)

            1567 tarihi Arnut ve Tuder Cemaatleri için önemli bir tarihtir. Cemaatler arasında yaşanan ve Akviran Köyünde anlatılan ta yadigârı bir oyun nedeniyle çıkan bir kavga sonucu köyün ikiye ayrıldığı bir kısmının Adala dolaylarına çekildiği geri kalanların ise bugünkü Akviran Köyü’ne geldikleri bilinmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz bilgi ve belgeler çerçevesinde Ak-Viran isminin eski bir yerleşim merkezi olabileceği yolundaki değerlendirmelerimizi güçlendirmektedir. Zira halen anlatıla gelen bir rivayete göre köyün bulunduğu bölgede önceden Havran Kasabası bulunduğu ve Akviran (Akören) Köyünde bulunan bir kitabeye göre “Eşreflerin ören yerinde (Arapların Mustafa)  Havran Kasabasına ait olan bu yerleşim yerinin 60 bin haneden müteşekkil olduğundan bahsedilir. Köyün yaşlıları bu konuda tanıklık etmektedirler. Aynı bölgeden çıkarılan su değirmen taşı halen köydedir.( Değirmen taşının 1950 de bulunduğu ve Ercan Yiğit adlı Akören Köyünde oturan şahısta olduğu bilinmektedir. Anlatan Dedem Menye’li Hüseyin Yengin. Öl.1982)

            Şurası bir gerçektir ki Akviran Köyü resmi kayıtlara göre 1562 (H 983 Zilhicce) tarihinden itibaren resmi kayıtlara geçmiştir.18 Ancak resmi kayıtların bir olay vuku bulduğunda geçtiğini düşünecek olursak daha gerilere gitmek gerekmektedir.

            Kıraç Dere mevkiinde Arnut ve Tuder Cemaatleri arasında yaşanan kavgadan sonra Akviran Köyünün tercih edilmiş olması tesadüf olmamalıdır. Bizce burada bulunan Türklerin varlığı kavga sonrası hayvancılık yapan ve yerleşik hayatı benimsemiş Türklerin bu köyü tercih etmelerinde etkili olmuştur. Bu tezimiz destekleyen en önemli bilgi ise  1564 tarihli belgede geçen Kervansarayın köydeki varlığıdır.19 Bu tarihte köyde bulunan bir kervansarayın köy ve bölge hayatındaki önemini düşünecek olursak köyün önemli ticaret yolunun üzerinde kurulduğu anlaşılmaktadır.

            Türklerin Anadolu’ya gelişiyle birlikte Bizans’ın otorite kaybıyla boşalan köylere gelip yerleşen ve daha çok harabe olmuş köyleri “viran” tercih eden Arnut ve Tuder Cemaatlerinin Akviran Köyünü de bu düşünceyle tercih ettikleri ve belki de Bizans’ın bıraktığı ticaret yolunu ve bu yol üzerinde kurulan kervansarayları kullandıklarını söylemek mümkündür.

 

           

           

 

 

Belge20-I-

 

Manisa Müzesi Şer’iye Sicil Defterleri: Tarih 1567(H 983)

Arnutlar ve Tudeler Cemaatleri: Belge No:46

 

Veçh-i tahrir-i huruf oldur ki havassı Hümayunda Adala ve Ilıca(Ahmetli) Mıntıkası Mestan naam kimesne uhdesinden tahvil-i ahur olup aha furuht olmak lazım olmağın 983 Zilhiccesinin 17. gününde kazay-ı Adala’ya tabi Akviran nam kariyede sakin Hüseyin bin Hasan kenduye yirmibeş akçe Emin Ulufesiyle Emin olup ve sabıka mutasarrıf olduğu beş akçe Kâtip Ulufesi hazineye kalup Mehmet naam kimesne Ellici mukaddemliği ile katip olup ve erbab-ı Timardan mazul olan Hamza Bey mukim-i havale ve Mübaşir olmak şartıyla ila selasenin ikiyüz bin akçeye kabul ve iltizam eyledüm dedikte mezkuru alınan küfelasının esameleridir ki zikrolunur.

Tahriren fi evail-i Safer 983

                               H(1567)

 

            Olayın Failleri ve Kefillerinin Listesi

 

         Kefil: Süleyman bin Ordu an karye-i Kadılar. Meblağ:2500

            Kefil: Salih bin Sinan an kariye-i M. Meblağ. 2000

                         Birbirlerine müzekki

            Kefil: Seyyid Ahmet Bin Abdullah. Kariye-i M. Meblağ. 3000

            Kefil: Seydi han Bin Abdullah an M. 1000

            Kefil: Mahmt Çelebi ibni Tursun Bey an kariye-i Cihanbeyler. Meblağ.500

            Kefil: Arap bin Abdullah. Kadılar. Meblağ.500

            Kefil: Kul bin Abdullah an kariye-i Kadılar. 500

            Kefil: Nurullah bin Abdullah an. M. 500

                         Birbirlerine müzekki

            Kefil: Hamza Bey bin Mahmut Fakih an Kariye-i M. 4000

            Kefil: Bekir bin Mehmet an kariye-i  Savuclu.500    

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: Sydi bin Hoca kethüda an kariye-i M. 500

            Kefil. Abdullah bin Hoca Kethüda an. M. 500

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: Turali bin kariye-i Akviran. Meblağ 500

            Kefil: Murat Bey ibni Ali Bey an kariye-i M.meblağ.500

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: Yusuf bin Hüseyin an kariye-i M.1000

            Kefil: Biraderi Veli. 1000

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: hacı Abdullah bin Yusuf an kariye-i M.500

            Kefil: Cafer bin abdi an kariye-i M. 500

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: Celil bin Abdullah an kariye-i Abturca. 500

            Kefil: Pir Ahmet bin Abdullah an kariye-i mezbur. 500

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: Abdi bin Hasan an kariye-i M. 500

            Kefil: Mehmet bin Celil kariye-i mezbur.500

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: budak bin Ali an Cemaati Tudeler. 500

            Kefil: Pir Ubeyd bin Ömer an Cemaati Arnudlar.2000

                        Birbirlerine müzekki

            Kefil: Veled Bey bin Sinan Bey kariye-i meblağ Taraclar

                        (Saraçlar Köyü Olabilir)1000

            Kefil: Mustafa çelebi bin Cafer Bey M. Meblağ 1500

            Kefil: Mehmet bin Veled bey an kariye-iM. Meblağ 1000

            Kefil: Durası (Turası) Nebi bin Mehmet an kariye-i Mudeset meblağ 1500

            Kefil: Mustafa bin ahmed kariye-i Karesibeylu. meblağ 1000

            Kefil: Hürrem bin Abdi an kariye-i Saraclu meblağ 1000

            Kefil: Süleyman bin Kerim an kariye-i (Arnutlu)Armutlu meblağ 1000

           Kefil: Beylik bin Mahmut an kariye-i  Suruklar meblağ 200021

 

 

           

 

 

Belge-II

            Tarih: 14 şehr-i Muharrem sene 984 (1568)

            “… Kütahya Kazasına tabi Akviran nam kariyede karbansaraya konup katleddüğümüz Selim naam Sarac iki hizmetkarı ile bizden mukaddem zikrolunan karbansaray konmuş imiş. Akşam olup davarlara yem aldıktan sonra Sarac kalkıp gidip biz dahi hemen ardınca varup Döğer belinde yetişip mukaddema Gökçeoğlu üzerine varup…”22

            Belgede eşkıyaların haraç ve adam kaçırıp insanlardan zorla para toplayıp, insanlara zarar verdiklerinden bahsedilmektedir. Bizim üzerinde durduğumuz üç konu bulunmaktadır bu belgede.

1-      Akviran köyüne ait bir Kervansarayın bulunması.

2-      Akviran Köyünün o zamanlar Kütahya’ya bağlı olduğu.

3-      Saraçlar olarak anlatılan Selim adındaki şahsın gerçekten saraç mı yoksa lakabının mı saraç olduğudur. Zira köyde halen Saraçlar olarak bilinen bir sülalenin köyde yaşamakta oluşudur.

 

   Belge-III

 

            Saruhan sancağı Liva defterlerinden edinilen bilgiler çerçevesinde 1661 (Rumi 1077) Adala’ya bağlı köyle arasında AĞVİRAN( AKVİRAN) köyü dikkati çekmektedir.23

           Önceleri aynı bölgede yaşayan Arnut ve Tuder cemaatlerinin ayrılmış olduğu ve Kadılar Köyünün ayrıldığını ve 1661 Miladi tarihinde Kadılar adıyla bir köyün yaşamakta olduğunu da söyleyebiliriz.24

 

           Belge IV

 

           1580 Tarihli Adala Köyleri Mufassal defter vergi kayıtlarına göre: Evraneh (Evran-Evren-Ağviran-Akviran olmalı) 1884 akçe vergi.

           Kadılar Köyü. Kadı md. Adala maa Yörükan. 3463 akçe, 60 nefer vergi ödedikleri kayıtlıdır.25

          

           Belge V

          

           Akviran Köyünün Kırım Savaşına desteği ile ilgili belge. (1850-1856)

           Akviran Karyesi, Mercanoğlu Veli (Veli Hoca-Mercanlar-Köyde hala yaşayan ve Anne tarafından bizimle akraba olan)  50 akçe yardım.26

 

 

 

         Köyün Coğrafi Yapısı

 

            Salihli’nin 20 km. kuzey doğusunda yer alır.

            Adala  bucak merkezine 8 km.kuzeyinde yer alan Akviran(Akören) köyü Dombaylı, İğdecik,  Üçtepeler (Kanevli), Durasallı, Yeşilova, Mersinli köyleri ile çevrilidir.

            Üşümez Dağına doğru yükselerek çıkan dağın bulunduğu mekân %10–20 meyilli arazilerden oluşur. Çevre köylerden daha fazla toprağı olan köyün coğrafi olarak geniş bir bölgeye hâkim olduğu söylenebilir.

           

            Yerleşim Yeri

            Köyün bulunduğu bölgenin eski bir yerleşim yeri olduğu kanısı hâkimdir. Bu görüşümüzü köyde bulan herkes desteklemektedir. Bunu kanıtlayan en önemli bilgiler Kıraçdere, Höyücek, Kekikli Burun mevkilerinde bulunan mezarların eski birer höyük olduğu ispatlanmıştır.(Kekikli Burun da bulunan höyük bize ait olup Anam Ayşe Yengin üzerine kayıtlıdır.) Ancak mezarların 1990’lı yıllarda çıkarıldığı ve mezar taşlarının bazılarının halen yerlerinde bulunduğu bilinmektedir. Bazı mezar taşlarının ise toprağın altında kaldığına şahitlik edebiliriz. Höyücek Yeri olarak bilinen mevkide Ümmü Zeybek’e ait olan hale Cahit uyar’a ait olan tarlada bulunan mezar örneğinde olduğu gibi.

            Köy evlerinin 1950 ye kadar toprak örtü binalardan yapıldığı görülmektedir.

 



* Burada İbrahim Gökçen, M. Çağatay Uluçay, İbrahim Gökçen, Feridun Emecen, Teoman Ergül, İbrahim Çiçek ve Şaban Çetin gibi araştırmacıların katkılarını anmadan geçmek doğru olmayacaktır.

** Adala Belediyesi Kültür Yay.1,Salihli 2001,s.138 vd.

1 M. Fuat Köprülü, Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu, Ötüken Yayınları, 2. Baskı, İst. 1986,s.87,93.

**İbrahim Çiçek, Şaban Çetin, Tarih İçinde Adala ve Köyleri, Adala Belediyesi Yay.  Salihli,2001,s.25

2 Ömer Lütfi Barkan, Koloniztör Türk Dervişleri, s.21, tarihsiz

3  Ö.L. Barkan, A.g. e,s.20

4 Teoman Ergül, Bir Kentin Özgün Tarihi, Salihli Belediyesi Kültür Yayınları/9, İzmir. 1992, s.52: Cevdet Türkay, Başbakanlık arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğundaki Oymak, Aşiret ve Cemaatler, Tercüman Kaynak eserler Dizisi,1, İst. 1979,s.643: Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorlunda aşiretlerin İskânı, İst. 1987,s.17

5 Ö.L. Barkan. A.g.e ,s.38,39

6 Teoman Ergül, a.g.e, s.96

7 İbrahim Gökçen, 16.ve 17. Asır Sicillerine Göre Saruhan’da Yürük ve Türkmenler, Manisa Halkevi Yay.  Marifet Basımevi, İst. 1946, s.48.49.50

8 İbrahim Gökçen, a.g.e, s. 56

9 Mehmet Dikici, Anadolu’da Türkler-Anadolu’ya Türk Göçleri, Burak Yay. İst.1998

10 Tufan Gündüz, Anadolu’da Türkmen Aşiretleri “Bozulus Türkmenleri 1540–1640”, Bilge Yay. Ank.1997,s.102

11 Tufan Gündüz, a.g.e, s.102

12 Mujgan Cunbur, “Ahmet Yesevi’nin Anadolu’nun Türkleşmesindeki Yeri”, Erdem, Atatürk Kültür Merkezi Dergisi, Ahmet Yesevi Özel Sayısı, Cilt.7,Sayı 21, Ankara,1995,s.834,843

13 İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Boğaziçi Yay. İst.1984, s. 325; Türk İslam Sentezi, Aydınlar Ocağı Yay. İst. 1985,s.196,197

14 Tuncer Baykara, Türkiye Selçuklularının Sosyal ve Ekonomik Tarihi, IQ Yay. İst.2004,s.157

15 Tuncer Baykara,a.g.e, s.409

16 Teoman Ergül, Bir Kentin Özgün Tarihi, s.90,96

17 İbrahim Gökçen, Tarihte Saruhan Köyleri, İst.1950,s.33 vd.

18 İbrahim Gökçen, Saruhan’da Yürük ve Türkmenler, s.48

19 İbrahim Gökçen, Saruhan’da Yürük ve Türkmenler, s.57

20 İbrahim Gökçen, Saruhan’da Yürük ve Türkmenler, s.47. Belge No.30

21 İbrahim Gökçen, Saruhan’da Yürük ve Türkmenler, s.47.48.49.50

22 İbrahim Gökçen, Saruhan’da Yürük ve Türkmenler, s56

23 İbrahim Gökçen, Tarihte Saruhan Köyleri, Berksoy Basımevi, İst. 1950,s.33

24 İbrahim Gökçen, A.g.e,s.40

25 Tuncer Baykara, Mufassal defteri, A/1; Aktaran, İbrahim Çiçek, Şaban Çetin, Tarih İçinde Adala ve

      Köyleri, Adala Belediyesi Yay.  Salihli,2001,s58

26 Enver Konukçu, Ceride-i Havadis Gazetesi, aktaran İbrahim Çiçek, Şaban Çetin, Tarih İçinde Adala ve

      Köyleri, Adala Belediyesi Yay.  Salihli,2001,s.62

 


Genel Bilgiler
Akören, Türkiye
 

Manisa
Bilgiler
Nüfus 491 [1] (2000)
Koordinatlar  
Posta Kodu 45320
Alan Kodu 0236
Yönetim
Coğrafi Bölge Ege Bölgesi
İl Manisa
İlçe Salihli
Web Sitesi [2]
Köyün adı ile ilgili ilk bilgiler 1340 yılına kadar gider.
 Oğuz Boylarından Arnut ya da Tudeler Aşiretlerine dayandığı ve Bozulus Türkmen Boyunun birer kolları olduğu bilinmektedir. 
     İbrahim Gökçen "Saruhanda Yürük ve Türkmenler"adlı eserinde Akviran ismini verir.
    1563 Miladi de köyle ilgili Osmanlı tahrir defterlerine ait bilgilere rastlanır.
    Ağviran, Akviran isimleri zaman içerisinde Akören olarak günümüze kadar gelmiştir.
 İbrahim Çiçek, Şaban Çetin, Teoman Ergül, Tufan Gündüz'ün çalışmalarında köyle ilgili genişbilgiler bulunmaktadır. 
 

AKÖREN(AKVİRAN-AĞVİRAN-AVREN) KÖYÜ TARİHÇESİ

 

Türk diye nitelendirilen köylerin o bölge(Saruhan Sancağı-Adala Nahiyesi. N.Y) veya yöreye Selçuklular ve Beylikler döneminde yerleşmiş köylere ve bu köyler halkına verilen isim olduğunu (Salihli İlçesine bağlı AKVİRAN ve DERBENT Köyleri gibi) Türkmenlerin ise XVII. Yüzyıldan itibaren Orta ve Batı Anadolu ile Marmara Bölgesine göç etmiş son asırlarda oralara yerleşmiş” Boz-ulus”, “Halep Türkmenleri” ve “yeni İle mensup oymaklar” olduğunu belirtmek isteriz. ( Teoman Ergül, Bir Kentin Özgün Tarihi, Salihli Belediyesi Kültür Yayınları/9, İzmir. 1992, s.52: Cevdet Türkay, Başbakanlık arşivi Belgelerine Göre Osmanlı İmparatorluğundaki Oymak, Aşiret ve Cemaatler, Tercüman Kaynak eserler Dizisi,1, İst. 1979,s.643: Cengiz Orhonlu, Osmanlı İmparatorlunda aşiretlerin İskânı, İst. 1987,s.17)

Bu bilgi ve belgelerden hareketle Akviran ve Derbent Köylerinin Anadolu’ya geliş süreci ve tarihi, Yörük Türkmenlerinkinden farklılık arz etmektedir.

Büyük bir ihtimalle 1230 Yassıçemen Savaşı sonunda Anadolu Selçuklu devletine yenilen Harzemşah Devletine karşı Moğolların uyguladığı baskı politikası ve bu baskı sonucu bölgede yaşayan konar-göçer Türk Aşiretlerinin Anadolu’ya gelmeleri sırasında Batı Anadolu’ya gelen Türk aşiretleri arasında Saruhan beyliğini kuran “Harezm ya da Saruhan Bey’in  babası Alpagu’nun Kıpçak zümrelerine dayandığı,  bilinmektedir. Bir başka ifadede ise Sultan mesut’un  nökerlerinden olduğu bilginse yer verilmektedir.(Feridun M. Emecen,Tarih İçinde Manisa, Manisa 2006,s. 22 vd.)

Saruhan Beylerinin atı Anadolu’ya gelişi ile aynı zamana rastlayan dönemde Saruhan ve Germiyan Beylikleri arasında kalan Akviran, Derbent ve Adala gibi bölgeler Türklerin yerleşim alanı olmuştur. Ancak Batı Anadolu’ya ilk gelen Türk beylik ve boylarının yerleştiği köy, kasaba ve şehirlerin daha önce yerleşim merkezleri olarak kullanıldığı görülmektedir. Zira Saruhan İli tarih öncesi birçok medeniyetin yerleşim yeridir. Adala, Akviran, Derbent, Mendora, Menye gibi yerleşim merkezlerinin tarih öncesinden itibaren Lidya, Truva, İyon Pers ve Roma dönemlerinde de yerleşim yeri olarak kullanıldığı ispatlanmıştır. M.Ö 1300’lü yıllara kadar gerilere giden tarihi bilgi ve bulgulara rastlanılmıştır.(İbrahim Gökçen-Şaban Çetin, Tayıllara aitOsmanlı devleti tahrir defterlerine ait bilgilere göre şu anda köylü tarafından Kıraç Dere olarak bilinen ve eski köy kalıntılarının bulunduğu yerde olduğu anlatılmaktadır.Adala- dombaylı yakınlarında 1530’lu yıllara kadar varlığını sürdüren ancak köyde çıkan kavga sonucu terk edilen KADILAR Köyü şu an bulunmamaktadır. Ancak Akviran köyü sakinlerinin bu bölgede eskiden kendi köylerinin bulunduğunu anlatmaları tesadüf değildir.halen oradan çıkan kiremitlerin ve  Kıraç derenin suyunun eski ırmak oluşunu hatırlayanlardan birisi de benim. Kadılar köyünde yaşayan Arnut ve Tuder aşiretleri arasında yaşanan kavga sonunda hacılar köyünün terk edildiği ve Akviran Köyüne gelerek bu bölgeye yerleştikleri bilinmektedir.

Akviran (Akören) Köyünde bulunan bir kitabeye göre”Eşreflerin Ören yerinde (Arapların Mustafa)  Havran kasabasına ait olan bu yerleşim yerinin 60 bin haneden müteşekkil olduğundan bahsedilir. Köyün yaşlıları bu konuda tanıklık etmektedirler. Aynı bölgeden çıkarılan su değirmen taşı halen köydedir.( Değirmen taşının 1950 de bulunduğu ve Ercan Yiğit adlı Akören köyünde oturan şahısta olduğu bilinmektedir. Kaynak Menyeli Hüseyin Yengin. Öl.1982)

Buraya kadar verdiğimiz genel bilgilerden hareketle bölgeye gelen ve 1280–1300 yılları arasında yoğunlaşan Türk aşiret ve boylarının yeni yerleşim yeri kurmaktan ziyade eski yerleşim yerlerine gelip yerleştiklerini söylemek mümkündür. Zira Akviran, Derbent, Mendora(Kemaliye), Menye (Gökçeören) gibi köy ve kasabaların kendilerini Türk olarak isimlendirirken XVI. Yüzyıldan sonra bölgeye yerleşenlere Yörük, Harmandalı, Türkmen gibi isimlerle adlandırmalarında bölgenin gerçek sahibi olma ve kendilerini bölgenin gerçek sahibi görme gibi bir psiko-sosyal durumdan da söz edilebilir.

Bölgeye yerleşenlerin birçoğu aşiret olarak bilinmektedir. Oğuzların Kayı, Kınık, Avşar, Çepni, Çavuldur, Bayındır gibi boyların bölümleri olduğu kabul edilmektedir. Boyların bir bölümünün Musul- Kerkük ve Suriye Türkleriyle akraba oldukları bilinmektedir.( (İbrahim Gökçen-Şaban Çetin, a.g.e, s.19)


Köy Muhtarı:

 
Muhtarlık Erişim Bilgileri:

Telefon:

 02367431093

Cep Telefonu:

 

 
Demografik Bilgiler:

Nüfusu:

2008
2000

422
491

1997

509

1990-597
1985-589
1980-592
1975-620
1965-734
1955-676
1950-595
1945-556
1940-505
Kay. Bir Kentin Özgün Tarihi, teoman Ergül,s.77)

İle Uzaklığı:

 92 km

İlçeye Uzaklığı:

 20 km



 


 


 


 

Sağlık Evi
Yok
Sağlık Ocağı
Yok

İlköğretim Okulu
Var / 3.SINIFA KADAR 
Taşımalı Eğitim Yapılıyor

PTT Şubesi
Yok
PTT Acentası
Var

Su Şebekesi
Yok
Kanalizasyon
Yok

Altyapı bilgileri

Köyde, ilköğretim okulu 1935 ten itibaren vardır. Ancak günümüzde 8 yıllık eğitim nedeniyle kullanılamamasının yanı sıra taşımalı eğitimden yararlanılmaktadır. Köyün Fahrettin Kuzucu zamanında yenilenmiş ve 1 artezyen kuyusu açılmıştır ve kanalizasyon şebekesi yoktur. Ptt şubesi yoktur ancak ptt acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.
 

 

   MANİSA SALİHLİ İlköğretim Genel Müdürlüğü İlköğretim Okulu 452786 Akören İlköğretim Okulu 2367431093   Akören Köyü Salihli / Manisa    

Kültür

Köyde yakın zamana kadar uygulanan düğün ve nişan adetleri zamanla maddi imkansızlıklar nedeniyle kaybolmaya yüz tutmuştur. Kız isteme adetleri, nişanlılık döneminde iki ailenin birbirleriyle kaynaşması için karşılıklı gönderilen yörede "aş yollama" diye bilinen yemekli davetler yakın tarihlere kadar mevcuttu. düğünden önce seysan gönderme, düğün günü çeğiz serme, kız evinden merasinle alınan gelinin seyman eşliğinde köyünde gezdirilip oğlan evine indirilmesi çok görkemli bir gelenek olarak hala akıllardadır... Köyde düğün ve hayırlarda yapılan KEŞKEK yemeği meşhurdur...
 

Coğrafya

Manisa iline 92 km, Salihli ilçesine 20 km uzaklıktadır.
 

İklim

Köyün iklimi, Akdeniz iklimi etki alanı içerisindedir.
  

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Son yıllarda köye kurulan kiraz çiftliği köy halkına ciddi bir geçim kaynağı oşmuştur.
Tütün, üzüm, tahıl, hayvancılık,zeytincilik köyün başlıca geçim kaynaklarıdır.
 

Muhtarlık

Yerleşim yerinin köy tüzel kişiliği alması ile birlikte köyün tüzel kişiliğini temsil etmesi için köy muhtarlık seçimleri de yapılmaktadır.
Seçildikleri yıllara göre köy muhtarları:
2009-Bircan ESEN
2004
- Bircan ESEN
1999 - Fahrettin KUZUCU
1994 - Fahrettin KUZUCU
1989 - Necati ÜSTÜN
1984-   -Selahattin KAPLAN
1980 - Yunus ÖZLÜ
 


 
 
  Toplam 240 ziyaretçikişi burdaydı! BY TARİHİSTAN.ORG  
 
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Mesajın: